İnsanlar kendilerini başkalarına tanıtırken hep klasik özgeçmiş şablonları kullanırlar. Nerede ve ne zaman doğdukları, hangi okulları bitirdikleri, hangi işleri yaptıkları onlar için hep daha önemlidir. Oysa belki de kişiyi en iyi anlatan, estetik tercihleridir. Ben de özgeçmişimin bir parçası olarak neler dinlediğimi anlatayım istedim. İstedim de …

Ben neler dinliyorum diye başladığım bir yazının içine bu kadar çok grup ve albüm koyacağımı hayal bile edemezdim. CD, Plak, kaset ve MP3’lerden oluşan hatırı sayılır büyüklükte bir müzik arşivim var. Bu yazıyı yazmak için arşivimi biraz karıştırdığımda bakın neler çıktı:

Pink Floyd

Bir insan müzik tutkunu olur da Pink Floyd hastası olmaz mı? Herhalde böyle bir yazı da Pink Floyd’la başlamalıydı:

Pink Floyd’un gerek Syd Barrett dönemine, gerek Roger Waters, David Gilmour, Rick Wright, Nick Mason’lı altın çağına, gerekse Wright’sız çıkarttığı tek albümlük ve Waters’sız dönemine ait tüm albümlerini belki yüzlerce kez dinlemişimdir. Grubun neredeyse tüm şarkılarına ezbere eşlik edecek kadar da tutkunu olduğumu söylememe gerek var mı bilmiyorum. Ancak en sevdiklerim hangileri diye ayırmam gerekirse, herhalde ilk sıraya Wish You were Here, The Wall ve Meddle’ı koyardım. Dark Side of the Moon, A Saucerful of Secrets, Ummagumma, The Final Cut, Animals ve The Division Bell de sonrakiler.


Iron Maiden

Son dönemlerde benim için Pink Floyd’un bir adım önüne geçmiş olmak üzere, hiçbir albümünü ayırt etmeksizin saatlerce dinleyebildiğim ikinci grup Iron Maiden. Söylemeye gerek yok; Tüm parçalarını, içerdiği bütün metaforlarla beraber ezbere bildiğim, günler ve haftalar boyunca sıkılmadan dinleyebileceğim Maiden’ın albümleri arasında seçim yapmam gerekseydi herhalde başta Piece of Mind, The Number of the Beast ve Powerslave olmak üzere, konser albümü Live After Death, A Matter of Life and Death ve Dance of Death’i seçerdim.


Bruce Dickinson

Bir insan Iron Maiden hayranı olur da Bruce Dickinson albümlerini pas geçebilir mi? Arşivimin en sevdiğim albümlerinin bir kısmı da Dickinson albümleri. Ancak Chemical Wedding ve Accident of Birth özellikle ayırdıklarım. Bruce, sesini çok değişik biçimlerde kullanabilen çok özel bir solist. Örneğin Tattooed Millionaire albümünde yer alan Bonus parçalardan biri olan Darkness be My Friend. Bir heavy metal solistinin sesini nasıl en yumuşak biçimiyle kullanabildiğini gösteren çok hoş bir parça.

Deep Purple

Pek çok kez değişen elemanlarıyla Deep Purple albümlerinin de tamamına yakınını dinledim ve sevdim. Ancak Hard Rock tarihinin başyapıtı iki albümü diğerlerinin tümünden özellikle ayırıyorum: Machine Head ve In Rock. 1969 tarihli çok özgün Concerto for Group and Orchestra ile 1972 tarihli Made in Japan konserlerini de bunlara eklemek mümkün.

Jethro Tull

Jethro Tull’ı severdim de 1990’ların başında Efes antik tiyatroda canlı seyrettikten sonra bu sevgi hayranlığa dönüştü. O tarihten sonra çıkarttığı tüm albümleri arşivime büyük bir keyifle ekledim. Bunların içinde en öncelikli olanlar ise Aqualung, Thick as a Brick ve Songs from the Wood. The Minstrel in the Gallery ise bunlardan bir sonra geliyor.

Led Zeppelin

Grubun neden davulcu Bonham öldükten sonra dağıldığını anlamak için Zeppelin parçalarını dinlerken bütün dikkatinizi davula vermeniz yeterli. 2007 yılında Robert Plant’in İstanbul konseri gayet başarılıydı. Ancak dinlerken bir şeylerin eksik olduğunu hemen anlıyordunuz. Eksiklik bence Jimy Page’in gitarı değil, Bonzo’nun davuluydu. Bir grubun bütün elemanları olağanüstü yetenekli olur da, bir tek davulcunun eksikliği grubun dağılması için yeter mi diyorsanız, örneğin Good Times, Bad Times’ı tekrar dinleyin.

Bence grubun en iyi albümü 1969 tarihli kendi isimlerini verdikleri Led Zeppelin albümü, IV, Pysical Graffitti ve II daha sonra geliyor.

Rainbow

Ritchie Blackmore Deep Purple’dan ayrıldıktan sonra ünlü solist Dio ile beraber Rainbow’u kurmuştu. Grup 1975-1978 arasında dört mükemmel albüm çıkarttı: Ritchie Blackmore’s Rainbow, Rising, konser albümü olan On Stage ve Long Live Rock’n Roll. Bunların arasında Rising, bence Hard Rock tarihinin başyapıt albümlerinden biri. Daha sonraki Dio’suz dönemde yapılan Difficult to Cure, Straight Between the Eyes ve Bent Out of Shape de iyi. Ama Dio olmayınca çok şey eksik.


Judas Priest

1970’lerden 2000’lere kadar devam edip gelen Judas Priest, heavy metal tarihine bir çok yeniliği getirmiş bir grup. Çift gitar, bir dönem heavy metal hayranlarının taklit ettiği giysiler, Harley Davidson motosikletle sahne almak ve daha pek çok şey. Benim en sevdiğim albümler 1982 tarihli Screaming for Vengeance, 1984 tarihli Defenders of the Faith ve 1990 tarihli Painkiller. 1979 tarihli Unleashed in the East ise bence en iyi heavy metal konserlerinden biri.

Eloy

Alman Eloy grubu, Progressive Rock hayranları dışında pek bilinen bir grup değil. Sevenleri olduğu gibi, “düğün orkestrası gibi çalıyorlar” diyerek sevmeyenleri de çok. Ben sevenlerindenim: Özellikle de 1977 tarihli sıradışı Ocean albümünü. 1975-1978 arasında çıkarttıkları Power and the Passion, Dawn ve Silent Cries and Mighty Echoes da oldukça başarılı.

Yes

Progressive Rock’ın bazılarına göre dinlenmesi en güç gruplarından biri Yes. Benim için de öyle olmuştu. Üniversitede öğrenci iken hemen hemen bir aylık harçlığımı yatırdığım üçlü Yessongs albümünü satın aldığımda iyi bir kazık yediğimi düşünmüştüm. Bu kadar çok para verince dinlemem gerektiğini düşünerek kendimi zorlaya zorlaya defalarca dinledikten sonra Yes hayranı olup çıkıverdim. 1972 tarihli Fragile ve Close to the Edge, Progressive Rock tarihinin başyapıtları kabul ediliyor. 1974 tarihli Tales from Topographic Ocean ise oldukça deneysel ve uçuk.

Omega

Macar Omega da pek bilinen bir grup değil. 1970’lerde çok başarılı albümler yapmış olan grubun en iyi albümü 1978 tarihli Skyrover. 1979 tarihli Gammapolis biraz daha zayıf olmakla beraber çok iyi parçalar içeriyor. 1975 tarihli Hall of Floaters in the Sky ve 1976 tarihli Time Robber da arşivlik iyi albümler. Omega albümlerini bulmak artık çok zor. Macaristan’da tanıdıklarınız varsa muhakkak sipariş edin.

Uriah Heep

1970 tarihli Very ‘Eavy…Very ‘Umble albümlerinin açılış parçası olan Gypsy, kimi müzik yorumcularına göre heavy metalin ilk ve en önemli parçalarından biridir. Ancak Uriah Heep’e heavy metal grubu demek hem heavy metale hem de gruba haksızlık olur. Grubun müziği o kadar zengin ki, tek bir türün içine sıkıştırmak çok güç. 1970-1975 arasındaki dönemdeki bütün albümleri çok iyi. Salisbury, The Magician’s Birthday, Return to Fantasy ve konser albümleri Uriah Heep Live benim en sevdiklerim.

King Crimson

Yes gibi, ilk dinlemede anlaması ve sevmesi güç gruplardan biri de King Crimson. Dinledikçe insanı kendisine çeken büyüleyici bir müzik yapıyorlar. Her yönüyle devrimci bir grup ve 1969 tarihli In the Court of King Crimson, 1970 tarihli In the Wake of Poseidon, 1973 tarihli Larks’ Tongues in Aspic ilginç çalışmalar. 1974 tarihli Red de dinlenmeye değer.

Queen

Dünyanın gelmiş gelmiş en güçlü seslerinden biri Freddie Mercury’dir. Art Rock’ın en ilginç gruplarından biri olan Queen’in iyi albümleri olduğu kadar çok kötü albümleri de var. Benim beğendiğim albümlerin başında Jazz geliyor. Sonra A Day at the Races, A Night at the Opera ve 1991 tarihli Innuendo. Innuendo albümünün en sonundaki The Show Must Go On, Mercury’nin ölmeden önce vedası kabul edilir. Bence Rock tarihinin en duygusal ve en çarpıcı parçalarından biri.

Eagles

Eagles deyince akla Hotel California gelir. Oysa One of These Nights ve The Long Run Albümleri de oldukça güçlü parçalarla dolu. 1980 tarihli Eagles Live da bence Rock tarihinin en iyi konser albümlerinden biri.

Sweet

Glam Rock, hoş bir gençlik fantezisidir. Ancak Sweet de böyle hoş bir grup işte. 1974 tarihli Desolation Boulevard albümünde o kadar hoş parçalar var ki, yıllar sonra bile keyifle dinleniyor. 1978 tarihli Level Headed da ilginç bir albüm. Sadece Love is Like Oxygen için bile dinlemeye değer.

Rush

Kanada’lı üçlü Rush oldukça üretken bir grup. Henüz bütün albümlerini dinleyemedim. 2112 ve Moving Pictures dinlediklerim içinde en sevdiklerim. Grubun bütün albümlerini baştan sonra ve (tabi ki defalarca) dinledikten sonra belki de bu satırlara diğerlerini de ekleyeceğim.

Supertramp

Supertramp deyince akla hemen Roger Hodgson geliyor. O çocuksu sesli Hodgson ayrıldıktan sonra da zaten grup kaybolup gitti. Breakfast in America ve …Famous Last Words benim tercih ettiklerim. 1980 tarihli Paris Live albümleri başarısız bir konser albümü kabul edilir. Ben aynı fikirde değilim. Crime of the Century albümünde fazla dikkat çekmeyen School, konserde bu kadar iyi yorumlanır da o konsere başarısız denir mi?

Styx

Styx müziğini çok zaman eğlenceli bulmakla birlikte hiçbir zaman grubun hayranı olmadım. Buna rağmen, Paradise Theater albümünü müthiş buluyorum. 1979 tarihli Cornerstone da fena değil. Sadece Babe ve Boat on the River için bile dinlemeye ve arşivde bulundurmaya değer diye düşünüyorum. 1983 tarihli Kilroy Was Here albümü ile ilgili hoş gençlik anılarım olmakla beraber Mr. Roboto dışında ilgi çekici bulmuyorum.

Thin Lizzy

Pek çok Rock grubunu etkilemiş önemli gruplardan biri Thin Lizzy. 1976 tarihli Jailbreak ve 1977 tarihli Bad Reputation albümleri grubun en başarılı çalışmaları kabul ediliyor. Ben de aynı fikirdeyim. 1978 tarihli Live and Dangerous ise Rock tarihinin en başarılı konser albümlerinden biri. Bu konserde müthiş parçalar ve müthiş yorumlar var.

Dire Straits

Grup 1970’lerin sonunda Punk dönemi kapanırken ortaya çıktı ve 6 stüdyo, 2 konser albümü ile ortalığı kasıp kavurduktan sonra dağıldı gitti. Grubu hala gitarist Mark Knopfler ile tanıyoruz. İlk albümleri Dire Straits müthiş, ikinci albümleri Communique ve üçüncü albümleri Making Movies iyi, 1982 albümleri Love Over Gold ve 1985 tarihli Brothers in Arms olağanüstü. İnsan bu albümleri dinleyince keşke 1991 tarihli On Every Street’i yapmasalardı diyor.

Jeff Wayne

1978 tarihli The War of the Worlds H.G. Wells’in ünlü Dünyalar Savaşı romanı üzerine kurulu, oldukça ilginç bir albüm. Albümün açılış parçası olan Eve of the War, senelerce 32. Gün programının sinyal müziği olarak kullanıldı. Baştan sona müthiş ilginç ve başarılı bir albüm. Albüm, Richard Burton’ın etkileyici sesi ile okuduğu Wells’in romanının ilk satırları ile başlıyor. Kızım 1,5 yaşındayken albümü müzik setine koyup çalmaya başladığımda, küçük Ece nerelere saklanacağını şaşırmıştı. Albümde “topçu” metinlerinde David Essex ve “Parson Nathaniel” metinlerinde Thin Lizzy’nin ünlü solisti Philip Lynott karşımızda. Albüme Moody Blues’un beyni Justin Hayward da katkıda bulunmuş.

Jimi Hendrix

İyimserlik dolu Rock’n Roll çağına noktayı koyan Jimi Hendrix’siz arşiv olur mu? 1967 tarihli Are You Experienced ve 1968 tarihli Electric Ladyland, sadece Rock tarihinin değil, belki de müzik tarihinin devrim yaratan albümleri arasında. Hendrix öldükten sonra yüzlerce toplama albümü çıktı. Bence bu toplamalar içinde en iyisi Experience Hendrix: The Best of Jimi Hendrix. Tam 20 parçalık gayet güzel bir seçki.

Black Sabbath

Heavy Metal tutkunları için Black Sabbath oldukça özel yeri olan bir gruptur. Nedense bana Sabbath müziği ilkel gelir. Bu nedenle arşivimde en az albümü olan gruplardan biridir Black Sabbath. Paranoid iyi, Sabotage da iyi. Diğerlerine otoriteler kaç yıldız verirse versin ben baştan sona dinleyemiyorum. Bir tanesi hariç: 1980 tarihli Heaven and Hell. Ona da havasını veren Ozzy Osbourne’un yerine gelen Ronnie James Dio.

Dio

Dio’dan söz açılmışken, en iyi metal albümlerinden biri olan Holy Diver’dan söz etmemek olmaz. 1983 tarihlidir ve müthiş şarkılar içerir. Don’t Talk to Strangers, bence Rock tarihinin en güçlü parçalarından biridir. Dio’nun diğer iyi albümü bence 1984 tarihli The Last in Line. Ronnie James Dio’nun Elf, Black Sabbath, Rainbow ve Dio dönemlerinin en iyi parçalarının toplandığı Stand Up and Shout: The Dio Anthology ise tam arşivlik bir albüm.

Ozzy Osbourne

Osbourne deyince akla şiddet yüklü sahne şovları gelir. Heavy metal karşıtlarının en güçlü silahlarından biri bu çılgın Ozzy gösterileridir. Şarkılarında acaip temaları işleyen Ozzy de bu eleştirilere çanak tutmuştur. Ancak kim ne derse desin. Ozzy Osbourne’un solo dönemi Black Sabbath dönemine göre bence çok daha başarılı; En azından müzikal olarak. 1980 tarihli Blizzard of Ozz bence heavy metalin en iyi albümlerinden biri. Albüm baştan sona Ozzy klasiği olmuş parçalarla dolu. Mr. Crowley ise hemen hemen herkesçe dünyanın en iyi ve en melodik gitar solosunun çalındığı metal parçalarından biri kabul ediliyor. Diary of a Madman de iyi. 1982 yılında gitarist Randy Rhoads’un ölümünden beş sene sonra 1987 yılında piyasaya sürülen Tribute albümü, sadece bu yetenekli gitaristin anısına bile olsa arşivde bulundurulması gereken bir konser albümü.

Marillion

Fish (Derek Dick) ayrılana kadar Marillion son derece sıradışı ve olağanüstü başarılı albümler çıkarttı ve Progressive Rock’ın en başarılı gruplarından biri oldu. 1982 tarihli ilk albümleri Script for a Jester’s Tear, 1984 Fugazi, 1985 Misplaced Childhood ve 1989 Season’s End çok iyi. Fish sonrası albümlerden Afraid of Sunlight da iyi.

AC/DC

2008 yılında en çok dinlenen gruplar listesinde yeniden en başa çıkan AC/DC’nin dünyanın her yerinde bir çok hayranı var. Ancak benim nedense bu gruba kanım bir türlü ısınmadı. Ben pek beğenilmeyen For Those About to Rock We Salute You albümünü beğenirim. Bir de sadece Night Prowler parçası için bile olsa Highway to Hell. 1986 tarihli Who Made Who ise bana nedense “Rock” kültürüne en yakın AC/DC albümü gibi gelir.

Def Leppard

Pop-Metal, ya da Hair Metal denen türe de fazla ilgi duymadım. Bol vokalli, az gitarlı, uslu-yumuşak metal, türün özüne aykırı gibi geldi hep bana. Ama bu türün içinde sadece Def Leppard’ı hep ayrı tuttum. O da belki British Metal’e daha yakın sound’u nedeniyle. Pyromania bence çok özel bir albüm. High ‘N’ Dry belki, Hysteria bir nebze. Fazlasına gerek yok.

Metallica

Dünyanın her yerinde milyonlarca hayranı olan bu grubun bir çizgisi olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle de bir gün Metallica R&B çalarsa hiç şaşırmayacağım. Bir grup … And Justice For All gibi bir albümü yapar da ondan sonra çizgisini bu kadar aşağıya düşürür mü? Her albümde birkaç tane çok iyi (hatta başyapıt) parça olmakla beraber, Metallica benim için olmazsa olmaz bir grup değil. Gene de Master of Puppets ve Ride the Lightning arşivlik.

Megadeth

Thrash’çiler içinde Megadeth’e sempatim daha fazla. Oysa hiçbir albümünü baştan sona dinleyemiyorum. Rust in Peace iyi, Youthanasia da iyi. Countdown to Extinction ve Peace Sells…But Who’s Buying? En azından bir döneme damga vurdukları için arşivlik.

Dream Theater

Dream Theater’ın yaptığı müziğe Progressive Metal deniyor. Böyle dendiği sürece de Progressive Metal denen alan daralıyor. Çünkü Dream Theater çok ağırlığı olan bir grup. Images and Words ve Scenes from a Memory en sevdiğim albümleri. Buna karşılık her albümleri başyapıt denebilecek parçalarla dolu.

Therion

İsveçli Symphonic Black Metal grubu Therion son dönemlerde çıkmış en iyi grup. Hemen hemen bütün albümleri çok iyi. Ama birkaçını ayırmak gerekirse, 2004 tarihli Lemuria/Sirius B ve 2001 tarihli Secret of the Runes sayılabilir. Rock müziği içinde değişik arayışları olanlara, eğer dinlemedilerse Therion’u tavsiye ederim.

Opeth

İskandinav Metal’inin bir başka güçlü grubu da Opeth. Onlar da İsveç kökenli. Sanki kimse umurlarında değilmiş ve içlerinden ne geliyorsa yapıyorlarmış gibi bir tarzları var. 1996 Morningrise ve 2001 Blackwater Park oldukça başarılı.

Nightwish

Finlandiya’lı Nightwish de Symphonic Black Metal kategorisi içinde değerlendiriliyor. Oysa diğerlerine göre daha pop bir çizgisi var Nightwish’in. Aslında Opera solisti olan karizmatik Tarja Turunen ayrılana kadar grup çok başarılı albümler yaptı. Benim tercih ettiğim albümleri Once. Sonra Oceanborn ve Wishmaster geliyor.

Porcupine Tree

Bu grubu yeni yeni keşfediyorum. Henüz albümlerinin tamamını dinlemedim. 2000 tarihli Lightbulb Sun iyi. 2005 tarihli Deadwing’de de güzel parçalar var. Progressive Rock’a yeni açılımlar getiren kaliteli bir grup.

Alan Parson’s Project

1970’lerin ses mühendisi Alan Parson 1987 yılına kadar 10 tane albüm çıkarttı. The Turn of a Friendly Card bence her arşivde bulunması gereken bir başyapıt. Eye in the Sky ve I Robot da iyi.

Gary Moore

Senelerce Hard Rock gitaristi olarak dinlediğimiz Moore 1990 yılında birdenbire Still Got the Blues isimli bir Blues-Rock albümüyle karşımıza çıkıverdi. Albüm türünün en iyi örneklerinden biri. 1992 tarihli After Hours da öyle. Moore’u blues gitaristi olarak tanıyanlar bir de 1989 tarihli After the War ve 1983 tarihli Victims of the Future’da dinlesin.

Yngwie Malmsteen

İsveç’li gitarist Yngwie Malmsteen’in müziğine Neo-Classical deniyor. Uzun yıllar kaçırmadan bütün albümlerini edindiğim Malmsteen o kadar çok albüm yapıp, kendisini o kadar çok tekrar etti ki, en sonunda ipin ucunu kaçırdım. Gene de arşivimdeki albümlerini severek dinliyorum. Başta Rising Force ve Marching Out, Trilogy, Odyssey, Fire and Ice ve Concerto Suite for Electrical Guitar and Orchestra.


Joe Satriani

Malmsteen’i hep Satriani’ye tercih ettim. Ama gene de Strange Beautiful Music, The Extremist ve Surfing with the Alian arşivimin vazgeçilmez albümleri arasında.

Scorpions

Alman grup Scorpions da kariyerine hard ‘n heavy ile başlayıp baladlarla ünlü olmuş bir grup. Ben grubu daha sert parçaları ile seviyorum. Böyle olunca da tercihim 1982 tarihli Blackout ve özellikle 1984 tarihli Love at First Sting. 1985 tarihli konser turnesinde kaydedilen World Wide Live da oldukça iyi.

The Police

Arada sırada değişik şeyler dinlemek istediğimde punk Rock döneminin sonlarında yıldızı parlayan The Police iyi bir seçim oluyor. Zenyatta Mondatta, Ghost in the Machine ve Synchronicity arşivlik güzel albümler.

Blondie

New Wave’in iyi gruplarından biri de Blondie. 1976 Blondie, 1977 Plastic Letters ve 1978 Parallel Lines albümleri iyi. Blondie’nin Parallel Lines albümünde Fade Away and Radiate isimli bir parçası var. Bu parça Heart of Glass single’ının B yüzü parçası olarak çıkmıştı. Deborah Harry’nin müthiş performansı ile yer yer progressive ve psychedelic unsurlar taşıyan müthiş bir parça. En sonunda reggae ritmiyle sona ermesi de bir başka acaiplik. Blondie böyle bir grup işte: en çarpıcı parçalarından birini Heart of Glass gibi sıkıcı bir single’ın B yüzüne koyacak kadar acaip.

ABBA

Scandinavian Metal’den çok önce bütün dünya İsveç’i ABBA ile tanıyordu. Eurovision şarkı yarışması ile dünyanın tanıdığı Euro-Pop’dan Soft Rock’a doğru yol alan dünyanın gelmiş geçmiş en büyük gruplarından biri ABBA. Bugünkü nesiller ABBA’yı Mamma Mia müzikali ile yeniden tanıyor. Money, money, money gibi bence dünyanın gelmiş geçmiş en güzel parçalarından birini yapan ABBA’nın Gold’u arşivde muhakkak bulunması gereken albümlerden biri. 1977 Arrival, 1978 The Album, 1979 Voulez-Vous, 1980 Super Trouper da arşivlik.

Hammerfall

İsveç’li grup Hammerfall’un yıldızı 1990’ların sonunda parladı. Glory to the Brave, Renegade ve Threshold Power Rock’ın iyi albümleri arasında sayılabilir.

Stratovarius

Finlandiya’lı grup Stratovarius’un pek çok albümü var. 1996 Episode ve 1997 Visions dinlenmeye değer.

Vangelis

Elektronik müzik deyince akla hemen gelen Vangelis New Age’in Neo-Klasik türüne daha yakın. 1994 tarihli Blade Runner ve 1992 tarihli 1492: Conquest of the Paradise albümlerinin ikisi de film müziği. İki albüm de arşivlik başyapıtlar arasında.

Jean Michel Jarre

Elektronik Müzik deyince akla gelen bir başka isim de Jarre. 1977 tarihli Oxygen her arşivde bulunması gereken çok iyi bir albüm.

Yukarıda sayılanlara ilave olarak son dönemde yıldızı parlayan İtalyan Luca Turilli, Polonyalı Neo-Progressive Rock grubu Riverside, Hollandalı Progressive Rock grubu Ayreon ve Alternative Pop-Rock grubu Muse dinlemeye değer gruplar.

Almora

Yerli gruplar içinde Almora symphonic Metal tarzıyla çok başarılı. Kalihora’s Song, 1945 ve Kıyamet Senfonisi dinlemeye değer albümler.

Babazula

Babazula kendi deyimleriyle Psychebelly Dance türünde müzik yapıyor. Ruhani Oyun Havaları ve Duble Oryantal çok güzel şarkılar içeren son derece başarılı albümler. Ruhani Oyun Havaları’nda Nöbetçi Felsefeci ve Cecom, Duble Oryantal’de Zaniye Oyun Havası ve Bir Sana Bir de Bana çok değişik lezzetleri olan müthiş güzel parçalar. Değişik müzik lezzetleri arayanlara muhakkak tavsiye ederim.

Pentagram

Türk Rock grupları içinde en güçlü sound’a sahip olan Pentagram’ın Trail Blazer, Anatolia ve Bir albümleri arşivlerde bulunması gereken önemli eserler.

Eskilerden Cem Karaca, Erkin Koray, Moğollar, Edip Akbayram, Fikret Kızılok; yenilerden Haluk Levent, Pilli Bebek, Grizu ve Şebnem Ferah da çeşitli albümleriyle arşivimde keyifle dinlediğim sanatçılar.