Düşünme turumuz devam ediyor. Bu kez de geçen haftalarda yayınlanan ve hızla manşetlere çekilen ikinci bir rapora göz atıyoruz. Bu raporda da JP Morgan isimli kuruluş Türk Lirası’nın 2009 yılı boyunca “riskli” para birimlerinden biri olduğunu, 2010 yılında ise en güçlü toparlanmanın Türkiye’de yaşanacağını belirttikten sonra, 2010 yılında döviz alma iştahının sınırlanacağı tahmini yapıyor ve yatırımcılara 2010 yılı boyunca TL karşısında ABD Doları’nda kısa pozisyonda olmalarını öneriyor. 2010 yıl sonu kur tahmini ise 1.35 USD/TL.
Öncelikle 2009 yılı içinde TL gerçekten riskli miymiş ona bakalım. 2008 yılının Ekim ayı ile 2009 yılının Şubat ayları arasındaki 4 aylık dönemde USD, TL karşısında 1.50 ile 1.70 arasında dalgalanmış. Biz ortalamasını 1.60 kabul edelim. Aynı dönemde hazine bonolarının ortalama faizi 15 ile 24 arasında dalgalanmış. Faiz ortalamasını da 20 kabul edelim. Ortalama değerlerden Dolar’da kısa pozisyon açıp, TL’ye geçen bir yatırımcının hazine bonosu satın alarak reel kazancı, bu dönem içinde %29 olmuş.
Nasıl? Güzel değil mi? Ekonomisi %7-8 civarında küçülmüş, işsizlik oranı tarihi rekor seviyelere ulaşmış, bütçe açıkları 50 milyar doları aşmış bir ülkede, aynı dönemde %29 reel kazanç sağlamanın adı nedir acaba? Yukarıdaki hesabı, dalga uçlarını dikkate alarak yapsaydık, %40 ila %50 arasında bir reel kazanç hesaplayacaktık. Ne dersiniz? 2009 yılı içinde TL gerçekten de riskli miymiş?
Gelelim 2010′a. Hazine bonolarının ortalama faizi %9.5 civarında. 2010 enflasyon beklentisi ise %4-5 arasında. Eğer Dolar kuru, enflasyon kadar yükselirse, 2010 sonunda 1.55-1.60 civarında olacak. Eğer mevcut rakamlarda dramatik değişim olmazsa, TL’nin getirisi, reel olarak %4-5 civarında kalacak.
Şimdi sayıları önümüze koyup sesli düşünelim: TL’nin “riskli” olduğu söylenen dönemdeki getirisi %30-%40, TL’nin parlak olacağı iddia edilen dönemdeki potansiyel getirisi ise %4-5 …
Bu hesapta bir acaiplik yok mu? George Orwell’in 1984 isimli romanında ünlü bir slogan vardı: Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cehalet güçtür. Bütün kavramların tepetaklak edildiği Orwellci 1984 dünyasını hatırlatan bir hesap bu: %4-5 büyüktür %30-40.
Düşünme Turu-I yazımızdaki sayısal düşünme zaafiyetini hatırlatan bir durum.
Ama durun … Reel kazancın 2009 kadar olmasa da, buna yakın olmasının bir yolu olmalı. Nedir o yol?
Bingo: Dolar 1.30-1.35′e gerilerse. Şimdi hesabı yeniden yapın. Kur, %12-13 gerilerse, %9.5 faizlere para yatırarak ne kadar reel kazanç elde edersiniz? Zahmet etmeyin, ben söyleyeyim: %23.
Peki 1.35 kur ne demek?
Dolar kurunun 2002 Ocak-Mayıs, 2004 Ocak-Nisan, 2005 Ocak-2006 Mart, 2007 Mayıs-2008 Eylül seviyelerine geri dönmesi demek. Bu dönemlerin özelliği neydi? Ekonomik görünüm nasıldı? Siyasi istikrar ne alemdeydi? Hangi beklentiler satın alınmaktaydı? Emlak ve tüketim balonları bu arkaplanda nasıl şişiyordu? Carry trade balonu hangi paradigmalarla ateşlenmişti? Bu soruların yanıtlarını okuyucuya bırakıyorum.
Biz grafik üzerindeki fiyat değişimi dinamiğine bakalım:
Dolar’ın 1.50′lerden 1.70′lere doğru üç atak dönemi var: Üçü de çok hızlı ilerleyen spekülatif karakterli rallilerde. İlk ikisi başarısız kalıp, çıktıkları hızla geri inmişler. Üçüncüsünün inişi diğerlerinden farklı olarak daha zahmetli oluyor ve şimdilik %50 quadrant seviyesi düşüşü durdurmuş. Şimdilik 2006 sonu benzeri, zayıf bir tepki ile Dolar %50 quadrant seviyesinde tutunmaya çalışıyor. Doğrudur; Eğer 1.45 civarından geçen destek kırılırsa, 1.30-1.35 bölgesindeki fiyat boşluğu, Dolar’ı hızla kendisine doğru çekecektir. Peki ya 1.60-1.65 bölgesindeki direnç yukarı geçilirse? Şimdiye kadar Dolar bu direnci kırıp üzerinde tutunamamış. 1.60-1.70 bölgesinden gelen düşüş dalgaları çok kuvvetli olmuş. Acaba üçüncü kez aynı kalıp mı ilerleyecek? İzleyip göreceğiz.
Elliott analizlerinde 2007 Mayıs-2009 Mart dalgasının beş dalgalık kalıbı, 2002-2007 düzeltmesinin sona erdiğini gösteriyor. Ancak biliyoruz ki, paritelerde düzeltme dalgalarında %80-90 ölçeğinde geri alışlarla düzeltmeler olabiliyor. Bu nedenle 1.30-1.35 bölgesi gerçekten de görülebilir. Görmeyeceğini iddia edemeyiz.
Zaten bu yazı da, Dolar filan seviyeyi görür, filan seviyeyi görmez iddiasıyla yazılmadı. 1.30-1.35 tahmininin gerisindeki hesaba dikkat çekmek üzere bu yazı kaleme alındı. İngilizce’de buna wishful thinking diyorlar. Türkçesi şu: Ayı demiş ki; Bu sene ahlat bol olacak. Niye, diye sormuşlar. Canım öyle istiyor, diye yanıtlamış.
Kur yeniden 1.30-1.35′e inerse Türkiye ekonomisi ne olur? Üretici sektörler hangi pazara mal üretirler? Dış ticaret açığı nerelere tırmanır? Kimin umurunda … %20 reel kazanç sağlamanın başka yolu var mı? Benim canım ahlat istiyor!
“Düşünme Turu – II” için Bir Mesaj
Mesaj Bırakın
Mesaj yazabilmek için Üye Girişi yapmalısınız. Üye değilseniz Kayıt olun.

25 Ara 2009 - 22:07 # sidabumi
Sevgili Tuncer Hocam,
JP Morgan’ın canı ahlat istemiş. Ama, bu meyanda iyimserliğin sınırlarında gezinen BOĞALAR’da, sanki kırlardaki laylaylom gezintilerinde çiçeklerden arı misali topladikari BAL’ı AYULARA artık ikram etme vaktinin geldiğinin farkında değiller gibi. Yada, farkındalar ama, ahlat’a erdikleri aş’dan dolayı bu BOGALARDA JP Morgan ile aynı numara gözlükleri kullanıyorlar galiba?:-o)))
Daim saygı ve sevgilerimle…