Geçen hafta Sitemizin bütün bölümlerinin tüm ziyaretçilere açık olduğunu duyurduk. Ancak sunucunun aşırı yüklenmesi nedeniyle, bu uygulamayı iptal etmek zorunda kaldık. Bu sorunu gidermeye çalışıyoruz. Eğer yetiştirebilirsek, yılın kalan günlerinde sitemizi tüm ziyaretçilerimize açacağız.

Bu haftaki Not Defteri güncellemesini blogda yayınlıyorum. Son dönemde çalışma tempomuz hızlandığı için, bloga yazılan iletilere yanıt veremiyorum. Eleştiri ve sorular yönelten dostların, bu yazının içinde kendi yanıtlarını bulacağını umuyorum.

___________________________________________________________________________________________________

 Önce bu grafiğe bakın … Hikayemizi sonra yazalım …

u100_13122009.jpg

Grafikte, başlangıç yılı 1986.

olofpalme.jpgTek kanallı televizyondan çok kanallı dünyaya geçtiğimiz yıl 1986. TRT2 yayını o yıl başlamış. Halley kuyruklu yıldızı dünyanın yörüngesinden yakın geçişi o yıl yapmış. İsveç başbakanı Olof Palme o yıl suikaste kurban gitmiş. Türkiye’nin üçüncü cumhurbaşkanı Celal Bayar ve büyük sinema yönetmeni Andrei Tarkovsky de o yıl ebediyete intikal etmiş.

Metallica bir milyonun üstünde satan Master of Puppets, Slayer Reign in Blood albümünü o yıl yayınlamış. Lindsay Lohan o yıl doğmuş. Beşiktaş, efsane kadrosuyla şampiyon olurken, dünya Meksika dalgası ile ilk kez tanışmış ve Maradona’lı kadrosuyla Arjantin o yıl Dünya kupasını kazanmış. 1986 boyunca Lionel Richie, Madonna, Falco, Peter Gabriel, Cindy Lauper dinlenmiş. O yıl Eurovision şarkı yarışmasını kazanan Sandra Kim sadece 16 yaşındaymış.

Çernobil faciası o yıl gerçekleşmiş. Ara seçimlere katılan partilerden ANAP’ın başında Turgut Özal, DYP’nin başında Hüsamettin Cindoruk, SHP’nin başında Erdal İnönü, DSP’nin başında Rahşan Ecevit ve RP’nin başında Ahmet Tekdal varmış. Ara seçimde ANAP’a %32.1, SHP’ye %23.5, DYP’ye %22.7, DSP’ye %8.5 ve RP’ye %5.5 oy çıkmış.

topgun.jpgSinemalarda Top Gun, Crocodile Dundee, Platoon, Sinek (The Fly), Hannah ve kızkardeşleri, Müjde Ar’ın başrolünü oynadığı Aaah Belinda ve Teyzem izleniyormuş. Anayurt Oteli o yıl çevrilmiş. Iron Maiden Wasted Years, Whitney Houston How will I know ve The Bangles Walk Like an Egyptian ile bambaşka müzik zevklerine hitap eden şarkılarını o yıl piyasaya sürmüşler. Türk metal grubu Pentagram o yıl kurulmuş.

İMKB’de işlemler o yıl başlamış.

Grafikler, sadece yükselip alçalan dalgaları değil, bizlerin de bu dalgalarda nasıl bir konumdan diğerine savrulduğumuzu gösterirler. Mesela ben … Kendi kişisel tarihimde o yıl, ODTÜ Makina mühendisliği bölümünü bitirmeye çalışıyor ve harıl harıl Isı Transferi dersiyle boğuşuyordum.

Eğer, her şey göz açıp kapayıncaya kadar değişse ve kendinizi birdenbire 23 yıl sonrasında bulsaydınız, geçen yıllar boyunca dünyanın, ülkenizin ve etrafınızda olup bitenin nasıl hızla değiştiğine inanamazdınız. Ancak bu değişim bir tek günde olmadı. Dalgalar yavaş yavaş yükseldi ve bildiğiniz, tanıdığınız dünya yükselen dalgaların üzerinde değişti ve sizi de değiştirdi. Yazının başındaki grafiğe şimdi tekrar bakalım:

zaman-fiyat-pattern.jpg

Zamanı gösteren yatay eksende 23 yıl geçti. Endeksin değerini gösteren dikey eksende ise 1 seviyesinden 50,000’in üzerine gelindi. Sizi, ülkenizi, içinde yaşadığınız dünyayı ve her şeyi değiştiren dalga,  yüksele alçala, belli bir rotayı izleyerek bir konumdan diğerine ulaştı. Geçen bütün bu süre boyunca sayısız duygu çağladı. Adına ekonomik kriz denen dönemler oldu. Sonra bu dönemler de bitti ve canlanma dönemleri geldi. Derin umutsuzluk dönemleri yaşandı. Bu dönemlerin ardından coşku ve iyimserlik dolu günler geldi.

cards.jpg

1986 dünyasında yaşayanlar henüz kişisel bilgisayarla, ATM’lerle, kredi kartlarıyla, cep telefonları ve internet ağlarıyla tanışmamışlardı. Soğuk Savaş sona ermemişti. Liberal ekonomi ve özelleştirme furyaları başlamamıştı. Türkiye’de yaşayanlar tek kanallı televizyon seyrediyor, kasetçalar dinliyorlardı. Alım satım işlemlerine henüz başlanan İMKB’de tahta sistemi vardı ve “yabancı yatırımcı” diye bir kavram henüz bilinmiyordu. Ekonomi haberleri, borsa endekslerini, çapraz kurları, mal piyasalarını değil, iş ve çalışma dünyasını konu ediniyordu.

Bir nesil, henüz dünyaya bile gelmemişti.

Bir ileri, bir geri, dalgalar alçalıp yükseldikçe, kitlelerin algı dünyası da değişti. Onlarca yıldan beri insanların hayatının en önemli unsuru kabul edilen bir sürü kavram yerle bir olurken, bu kavramların yerine yenileri geldi. Değişim dramatik ölçekte olmuştu. Çünkü, 1986 yılından itibaren yükselen dalga, belirli bir yöne doğru, belirli bir kalıpla ilerleyen bir dalgaydı. Elliott terminolojisi kullanmak gerekirse, bu dalga Cycle dereceliydi. Cycle dereceli dalgalar, sosyal arkaplanlarını dramatik ölçekte değiştirirler. Ancak her derecedeki dalga gibi, Cycle derecedeki dalgaların da bir ömrü vardır. Herakleitos, “Varlık, zaman (Aion) içinde sürekli bir devimdir; Olduğu yerde kalan hiçbir şey yok. Aynı ırmaklara girenlerin üstüne hep başka sular akar. Aynı ırmaklara hem giriyoruz, hem girmiyoruz, hem biziz, hem biz değiliz“, diyor.

Dalgaları analiz etmek iyidir. Sadece finansal kazanç elde etmek için de değil; dalgaların bizi nereden nereye sürüklediğini görmek ve bir sonraki aşamada nerelere sürükleyeceğini tahmin etmek için geçmişten geleceğe akıp giden dalgalar üzerine kafa yormak faydalıdır. Geçmişte yükselen dalgalar, bir nesli önüne katıp bir konumdan diğerine taşıdı; Bundan sonra yükselecek dalgaların da aynısını yapacağına hiç kuşku yok.

Peki, bu dalgalar hangi denizlere akıyor?

1986 yılının dünyasında yaşayan biri için, sadece 20 yıl sonrasını hayal etmek kolay değildi. Aynı güçlük, 2009 dünyasında yaşayanlar için de geçerli. Geleceği görmek mümkün olmadığına göre, acaba, en azından ana hatlarıyla geleceğin neye benzeyeceğini tahmin edebilir miyiz? Bu soru, bizi yöntem konusuna götürüyor. Bugüne kadar nelerin biriktiğine bakarak, aynı trendleri geleceğe ötelersek sadece bugünü geleceğe taşımış oluruz. Oysa geçmişe baktığımızda bugünün geçmişe benzemediğini biliyoruz. Hiç kuşku yok ki, gelecek de bugüne benzemeyecek. Ama neye benzeyecek?

Elliott Dalga teorisi, dramatik değişim anlayışı üzerine kurulu bir yöntemdir. Üç analiz alanını konu edinir: Zaman, büyüklük ve kalıp.  Teoriye göre, insan etkinliğinin konusu olan her şey, zaman-fiyat eksenlerinde bir fractal kalıbı oluşturarak değişir ve dalgalar kalıplarını tamamladıkları zaman yerlerini aksi yönde ilerleyecek dalgalara bırakırlar. Peki ne zaman ve hangi seviyeden sonra ?

Geleceği görmek, insanlığın binlerce yıllık hayalidir. Bu hayali, kısmen merak duygusu harekete geçirir, kısmen de geleceği görmenin sağlayacağı olanaklardan faydalanma arzusu. Bir düşünsenize, piyango çekiliş sonuçlarını, yarışlarda hangi atın geleceğini, maçların hangi sonuçlarla biteceğini bilseydiniz ne güzel olurdu!

Yüzyıllardır, bu dürtünün etkisiyle insanlar geleceği görmeye çalışmışlar. Kimi bilim dışı yöntemlerle, kimi de analitik çıkarımlarla geleceği tahmin etmeye çalışmış. Bir finansal analiz metodu olarak Elliott Dalga teorisi, temel çıkarımları nedeniyle en çok ilgi gören yöntemlerden biri olmuş. Her ne kadar analitik boyutu bir takım zorluklar içerse de, temel modeli basit bir kalıpla tarif etmesi, EDP’yi ilgi odağı haline getirmiş.

basic-elliott-wave-pattern.jpgTemel EDP modeli, ana dalganın kendi içinde beş aşaması olan itkisel bir kalıpla yükseleceğini ve bu dalga tamamlandıktan sonra da, aksi yönde, üç dalgalık bir düşüşün geleceğini ileri sürer. Bizim grafiğimizde de yükselen beş dalgalık bir kalıp görünüyor. 2009 yılının Aralık ayına kadar ilerleyen dalganın ideal Elliott kalıbının ta kendisi olduğuna şüphe yok. Bu perspektiften bakıldığında, iki soru ile karşı karşıyayız: 1) Bu kalıp tamamlandı mı? 2) Eğer kalıp tamamlandı ise, bu kalıbı takip edecek düzeltmenin ne şekilde ilerlemesi lazım?

Geleceği göremediğimiz ve sadece EDP kural ve rehber ilkeleri içinde tahminler yaptığımıza göre, dalga bitişini teyit edecek küçük dalgaları izleyerek bir sonuca ulaşabiliriz. Bu da bizi, belli zaman-fiyat bölgelerine konsantre olmaya zorluyor.

Bir benzetme yapmak gerekirse, bir insanın ömrünü düşünün. Her insanın belli bir ömür süresi, bu sürenin de kendi içinde belli dönemleri olduğunu biliriz. Bu dönemler bizim beş dalgalık modelimize çok benziyor: 1. dalgaya bebeklik-çocukluk, 2. dalgaya ergenlik-buluğ çağı, 3. dalgaya gençlik-orta yaş, 4. dalgaya orta yaş sonu-yaşlılığa geçiş ve 5. dalgaya da yaşlılık dersek, insan bedeninin de aynı, kitlesel etkinlik alanları gibi beş dalgalık bir değişimden geçtiğini düşünebiliriz. Biliriz ki, bu dönemlerin her birinin özellikleri vardır ve bir dönem diğerine benzemez. Gene biliriz ki, bir dönemden diğerine geçilirken, insan bedeni bir takım biyolojik değişimler geçirir. Çok küçük istisnaları dışında her insanda bu evreler kaçınılmazdır. Çünkü bu, doğanın yasasının sonucudur. Ancak bu süreler bir insandan diğerine değişebilir. Kimi insan erken olgunlaşır, kimisi erken yaşlanır. Kimisinde gençlik ve orta yaş daha uzun sürer ve nihayetinde kimi insan normal yaşam süresi beklentilerinden daha uzun bir yaşlılık sürer, ya da diğerlerinden erken ölür. Bireyden bireye değişkenlik gösterse de, bir sınıflama yapmak gerekirse, insan yaşamının evreleri, en azından çoğunluk için böyledir.

Ancak doğa yasasının bu şekilde olması, filanca ya da falanca bireyin “normal istatistiğe” göre yaşayacağı ve öleceği anlamına gelmez. Bu evrelerin her birini geçiren bir bireyin, bir evreden diğerine tam olarak hangi ay ve günde geçeceğini bilmek mümkün değildir. Bir takım tahminler yapılabilir ve bu tahminlerin akıl ya da bilim dışı olduğu da söylenemez. Sadece, doğadaki her şeyde olduğu gibi, burada da belli sınırlar içinde bir belirsizlik söz konusudur.

Okullarda örgün eğitim sistemi içinde insanlara biyoloji dersleri verildiği için insanlar, ömürlerini uzatmak için neler yapmaları gerektiğini öğrenirler. Ancak aynı zamanda ömürlerini sonsuza kadar uzatamayacaklarını ve ama erken, ama geç, diğer bütün insanlar gibi bir takım evrelerden geçip yaşam sürelerini tamamlayacaklarını bilirler.

Söz konusu olan insan kitlelerinin toplu davranışları olduğunda, her şeyden önce aynı yasaların geçerli olduğu bilinmez. İnsan zihni, birbirinin aynısı yüzlerce ve binlerce kalıbı görmüş olsa da, bunun kaçınılmaz bir doğa yasasının sonucu olduğunu kolayca kabullenemez. İkincisi ve daha önemlisi, dalgayı kitlelerin kollektif davranışları oluşturur ve birey bu kollektif davranış dinamiğinin sadece küçük bir unsurudur. Bu nedenle zaten, bütünü değiştirme, ya da yönlendirebilme gücü yoktur.

Birey-kitle benzetmesine devam ederek şu örnek üzerinde düşünelim: Orta yaş sonlarında olduğunuzu ve genel bir kontrol yaptırdığınızı varsayalım. Bedeniniz orta yaş sonlarından yaşlılığa geçmek üzere olduğu için, test sonuçlarınız bedensel aktivitedeki değişimi ve yavaşlamayı gösterecektir. Test sonuçlarınızı gösterdiğiniz hekim de, uygun bir dille size artık yaşlılık aşamasına geçmekte olduğunuzu söyleyecek ve yakında karşılaşacağınız sağlık sorunları konusunda sizi uyaracaktır. Sizi hekime götüren ilk şikayetleriniz geçici olarak ortadan kalkıp eski hızlı yaşantınızı sürdürdüğünüz halde, hemen sağlık sorunlarınızın artmamış olması, sizin yaşlandığınız gerçeğini nasıl değiştirmiyorsa, herhangi bir dalganın geçici bir süre için yön değiştiriyor gibi olması da bu dalganın ömrünün sonsuza kadar uzadığı anlamına gelmez. İlk örnekte doktora kızabilirsiniz. “Bak sen bana yaşlanıyorsun dedin ama ben eski hızlı tempoma devam ediyorum ve bir şey olmuyor”, diyebilirsiniz. Bu sizin süpermen gücüne kavuştuğunuzu değil, sadece yaşlanma psikolojisine direndiğinizi gösterir. İkinci örnekte de temposu yavaşlayan, zayıflayan, güçsüzleşen bir dalganın ömrünü bitirmek üzere olduğunu söyleyen bir dalga analistine kızmanın yararı yoktur; Aynı hızlı tempoda, dalganın üzerinde surf yapıp yapmama kararı size aittir. Analist size sağlıksızlığın belirtilerini göstermiş ve sorunlarla karşılaşacağınız muhtemel aşamalara dikkat çekmiştir. Bu aşamalarda keskin dönüşler olmaması dalganın hızla kendi sonuna yaklaşmadığını değil, sadece o sona ulaşmadan önce, “ömrünün son demlerini doya doya yaşamaya çalıştığını” göstermektedir. Nasıl ki, yaşlılık aşamasındaki bir birey, genç bir birey kadar dayanıklı ve dirençli olamazsa, beşinci dalgasını bitirmiş, ya da bitirmek üzere olan bir dalga da üçüncü dalga aşamasındaki kadar güçlü olamayacaktır.

Gelelim, dalganın bu direnci, EDP’nin zaman-büyüklük- kalıp analizlerinde öngörülenden ne kadarlık sapmalarla gösterebildiğine:

u100_13122009_1.jpg

Bu grafik, 23 senelik dalga yapısının sadece son 10 yılını gösteriyor. 1998 sonunda, 1,800’lü seviyelerden hızla atağa kalkan borsa endeksi, bir sene sonra 20,000 seviyelerine ulaştığında, kısacık bir süre içinde %1000 civarında bir getiri sağlamıştı. Bütün dünyada yeni binyıla kazasız belasız geçilmiş olmasının yarattığı bir coşku hakimdi. Kitlesel iyimserliği bilişim ve yeni ekonomi klişeleri sürüklüyordu. O dönemde yaşanan heyecan fırtınalarını ve iyimserliğin manik boyutlarını, gündelik medyadan alıntılar yaparak Çılgınlık ve Çöküş’te uzun uzadıya anlattım. (Yazı ve analizlerimi yayınlamaya başladığım dönem, 1998-2000 dalgasının yükseldiği dönemdir. İMKB’de yıllardır aşılamayan ünlü 2 cent direncinin aşılacağı tahminimi yaptığımda bu tahmini paylaşan pek kimse yoktu. EDP yöntemini kullanarak yaptığım bu tahmin, o günlerde “gülünç” bulunuyordu. Tahmin, bir üçüncü dalga sonunun bütün tipik özelliklerini göstererek kısa zamanda gerçekleştiğinde, ben de kişisel tarihimde analizlerimi hangi yönteme odaklamam gerektiğine karar vermiştim.)

2000 başında, dalga tamamlandıktan sonra zirve oluşumu tam 4 ay sürdü. Endeks önce 20,000’in üzerinden 13,000’e kadar geri çekildi, daha sonra yeniden 20,000’e yakın seviyelere yöneldi. (Benim kişisel tarihimde bu dönem, bir aracı kurumda Teknik Analiz Birim Yönetmeni olarak çalışmaya başladığım dönemdir. Dalga Ocak zirvesine ikinci kez yöneldiğinde, kitlesel coşku, ilk şokun ardından, ilkinden de güçlü bir şekilde geri gelmişti ve çok büyük çoğunluk bunun iyi bir alım fırsatı yarattığı fikrindeydi. Aracı kurumların seans salonları hala ağzına kadar doluydu ve yatırım uzmanlarının önünde hesap açmaya gelen müşteri kuyrukları devam ediyordu.) 4 aylık bu tepe oluşumunun ardından yeniden ayı piyasası dinamikleri hakim oldu. Bu kez dalga, Ocak-Şubat dönemindeki bir aylık düşüştekinden de güçlü bir şekilde geri gelmişti. Korkuların ve paniğin zirveye çıktığı 2001 Şubat’ında 7,000 seviyesinin altı denenirken bir sene bile geçmemişti. Sonra, iki seneye yayılan uzun ve bıktırıcı bir yatay piyasa başladı. Bu dönemde endeks 7,000’le 15,000 arasında gidip geldi. Bu bıktırıcı yatayın içinde bütün hisse senetlerinin satıcısız tavan olduğu seanslar oldu. (2000 yılının 5,6 ve 7 aralık günlerinde arka arkaya beş seans içinde endeks 7,300’den 10,800’e yükseldi. Bu beş seans boyunca, daha seans başlar başlamaz bütün hisse senetlerinin satıcısız tavan olduğunu hatırlıyorum. O günlerin güzel bir anısı olmak üzere, borsa takip ekranımı resim dosyası olarak kaydetmiştim. Ne yazık ki bu resimler bir yerlerde kayboldu gitti.) Sadece üç ay sonrasında, arka arkaya üç gün boyunca tüm hisse senetlerinin alıcısız taban olduğu seanslar yaşandı. (19 Şubat’la 22 Şubat arasındaki dört gün boyunca endeks 10,169’dan 6,796’ya geriledi. Aynı şekilde, o günlerin acı bir anısı olarak, bütün hisse senetlerinin alıcısız taban fiyatlardan işlem gördüğü günlerde de, borsa takip ekranımı resim dosyası olarak kaydetmiştim. Ne yazık ki, bu resimler de kayboldu gitti.)

Borsa endeksinin aşağı yukarı sert zigzaglar çizdiği, Türk Lirası’nın hızla değer kaybettiği bu dönem içinde olağanüstü bir karamsarlık hakimdi. Karamsarlığın boyutlarını, o günleri yaşayanlar bilirler. Benim analizlerimse bunun sadece Primary dereceli bir düzeltme olduğunu gösteriyordu. Dalganın yatay karakteri, bu dalga biter bitmez yeni zirvelere doğru bir yolculuğun başlayacağını gösteriyordu. 2002 yılında yayınlanan Elliott Dalga Prensipleri ve 2004 yılında yayınlanan Çılgınlık ve Çöküş kitaplarım, neden bir yükseliş dalgası daha gelmesi gerektiğini bütün ayrıntılarıyla anlatıyordu.

Kendi kişisel tarihimde 2002 yılı, çalıştığım aracı kurumdan ayrılma ve bağımsız bir analist olarak yoluma devam etme kararını verdiğim dönemdir. 2 sene süren yıkıcı bir ayı piyasası içinde, işin mutfağında edindiğim deneyimler ve işin mutfağında çalışan borsa emekçileri ile kurduğum dostlukları kazanç haneme yazarak, Cycle dereceli beşinci dalgayı hiç bir kurumla bağım olmaksızın bugüne kadar izledim. Bu dalganın da ilginç dönemleri oldu. Yukarıda verdiğim grafiğe tekrar bakarak değerlendirmeye devam edelim:

u100_13122009_1.jpg

2003-2006 döneminde kuvvetli bir yükseliş dalgası ilerledi. Benim analizlerimde bu dalganın hedef bölgesi 44,000-46,000 bölgesi görünüyordu. Bu bölgeye yaklaşıldıkça perspektifimi ayıya çevirdim. 2006 Haziran-2007 Temmuz döneminde ise, 32,000’den 58,000’lere uzanan son dalga ilerledi. Grafik, bu dalganın zayıf niteliğini açıkça gösteriyor. Bu dönem, bir toplu yükseliş dönemi değildi. Hisse senetlerinin büyük çoğunluğu zayıflamıştı ve 2006 zirvelerini geçemiyorlardı. Küçük dereceli dalgalar birbirinin içine giriyor ve aşırı zayıf ve oynak bir piyasa dinamiği içinde endeks yukarı gitmeye çalışıyordu. Yukarıdaki grafik, tepeden savrulmanın zaman ve büyüklük olarak ne kadar sürdüğünü gösteriyor. Bu dalganın sonunun gerek endeks seviyesi, gerekse zaman elementi ile nasıl tespit edildiği, arşivdeki yazılarda mevcuttur. Bu hareketin teknik adı, “blow off”tur. Bu sözün Türkçe karşılığı muhtelif anlamlar içeriyor. Bu anlamlardan biri de, “sesli gaz çıkarmak”. Bu dalganın zirvesi oluşurken kitlesel çılgınlığın bundan güzel bir tarifi olamaz. Sanırım siz de kabul edersiniz ki, sesli gaz çıkartan bir piyasanın Elliott analistinde hiç bir heyecan yaratmaması gayet normaldir.

2007-2009 düşüşüne gelirsek … Bu dalga başladığında, bu dalga ile 21 yıllık bir yükseliş kalıbının bitişinin teyit edildiğini, ancak son teyidin ancak 20,000 desteği kırıldığında geleceğini muhtelif analizlerde defalarca dile getirdim. EDP analizlerinde ilk hedef, 35,000 görünüyordu. Bu hedeften piyasa zayıf bir tepki verdi. (Bir küçücük not düşelim; Bu tepkinin zayıf olduğu, ancak daha sonraki dalgalar geldikten sonra anlaşıldı. Oysa, o günlerde pek çok insan, sadece bir ayın içinde 32,645’den 43,602 seviyesine yükselen endekse bakarak, trendin eski gücüne geri döndüğünü düşünüyordu. 43,600’den 21,000’e yönelen dikey dalga, bu iyimserleri de süpürdü geçti.)

Artık son döneme konsantre olabiliriz: Bu dönemde yükselen dalgayı başından itibaren, şu veya bu derecede bir düzeltme olarak değerlendirdim. 2007-2009 düşüşünün direnci olan alçalan trend çizgisi, 27,000’den geçiyordu ve bu direnç kırıldıktan sonra 36,000’le 45,000 arasındaki bir hedef bölge tespit ettim. Bu bölgede endeks, EDP analizlerindeki zaman hedefleri ile çakışan fiyat hedeflerini birer birer geçip, “normal” düzeltme bölgesinin üst sınırı olan 45,000-46,000 bölgesini de aştı. Bu, acaba yeni bir “blow off” mu? Bilmiyoruz. Eğer endeks 44,000’in altına gerilerse, bu savrulma da bir “blow off” olarak kalacak. Daha önceki dönüş hareketleri, 3 ila 8 ay süren bir dip, ya da tepe oluşumu ile başlamıştı. Eğer bu bölgede bir tepe oluşuyorsa, daha önceki bütün aşırılıkların oluşumu gibi, bu da ilgili ölçekten bakıldığında küçük ve önemsiz bir ayrıntı olarak kalacak. Daha büyük ölçekten bakıldığında ise, orta-uzun vadeli perspektifini ayıya çevirmiş bir analist için “özeleştiri” filan yapmayı gerektiren bir durum yok.  Tam üç sene sonrasında net bir değişim gösterememiş bir piyasa var ve bu piyasa geçen üç sene boyunca aşırı bir oynaklık göstermenin ötesinde bir yerden bir yere gidebilmiş değil. Şu veya bu fiyat-zaman bölgesinden dönmemiş olması da bizim çalışmalarımızın analitik zayıflığını göstermiyor. Çünkü bu fiyat-zaman hedefleri, kristal küremizde gördüğümüz nihai noktalar değil, piyasanın fractal yapısı içinde dalgayı zorlayacak muhtemel “yığılma” bölgeleriydi. Hastamızın bu bölgelerde biraz daha fazla adrenalin salgılayarak yaşlılığa direnç göstermiş olması hiç bir şey ifade etmiyor.

u100_13122009.jpg

Şimdi uzun vadeli grafiğimize bir kez daha bakalım: 20,000 kırılmadığı için, son etiketimizi oraya çivilemek için hala erken. Hatta daha ileri gidip şunu bile söyleyebiliriz: Adrenalin salgısı daha da devam edebilir ve endeks tarihi zirvesi olan 58,864’ü de geçebilir. Bu, önce 35,000 daha sonra 20,000 kırılmadığı sürece bir ihtimaldir ve bu ihtimali bir kenarda tutmakta her zaman yarar vardır. Açısı önceki dönemlere göre iyice yataylaşmış, yaklaşık 20 yıl sonra [0]-[2] trend çizgisini deneyen, tüm teknik göstergeleri uyumsuzluk sinyalleri veren bir piyasa teknik olarak zayıftır. (Hekim örneğimizle ifade etmek gerekirse, kalp krizi ya da organ yetmezliği ihtimali vardır ve yeni tarihi zirve ihtimali, analiz ettiğimiz piyasanın yaşlılık evresi içindeki şu veya bu aşamada olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu evredeki bir piyasada surf yapıp yapmama konusundaki karar –söylemeye gerek yok – okuyucuya aittir.)

Peki, endeks tarihi zirvesini geçerse, dalga analizlerindeki etiketler değişecek mi?

Sorunun kısa ve kestirme yanıtı şu: İki ihtimal doğacak: 1) [5] olarak etiketlediğimiz dalga sona ermemiş ve gitgide daha da zayıflayarak devam ediyor olabilir. 2) Piyasa, 2007-2009 düşüşü (A) olarak etiketlenecek Primary dereceli bir genişleyen yassı düzeltmenin (B) dalgasını tamamlamak üzere bir düzensiz tepeye savruluyor olabilir.

Son olarak bir de Euro- Dolar’a bakalım:

eurus_131209.jpg

2005 zirvesinden gelen düşüş dalgasında EDP analizlerindeki hedef 1.15-1.17 bölgesiydi. Bu bölgenin içine küçük bir sarkmanın ardından Euro, Dolar karşısında yön değiştirdi. 2006 ortalarında, dalganın çok daha yükseklere gideceği, hem bozulan OBO teknik hedefinden, hem de dalga yapısından belli olmuştu. Mart 2006 Aylık Strateji Raporu’nda şu yorum yapılmıştı:

Eğer Euro 1.26-1.36 bölgesine oturabilirse, Dolar oldukça zayıflayacak, diğer para birimleri karşısında da hızla değer yitirecektir.

Aralık 2006 Strateji Raporu’nda ise Euro 1.26-1.36 bölgesi geçilir geçilmez şu yorum yapıldı:

Artık teknik hedef, OBO başının derinliği kadar yukarıdadır diyebiliriz. Baş derinliği 1.37- 1.17 = 0.20 puan olduğu için, orta vadede Euro’nun hedefini 1.57-1.60 bölgesi olarak tayin edebiliriz. Kırılma çubuklarının uzunluğu da önümüzdeki yıl boyunca ABD Doları’nın değer kaybının süreceğini göstermesi bakımından önemli.

Euro bu bölgeye tam 16 ay sonra ulaştı. 2008 Nisan sonunda 1.6019, Temmuz ortasında ise 1.6038 gördü.

2009 yükselişinde EDP analizleriyle tayin ettiğimiz bölge ise 1.46-1.48 bölgesi idi. Bu bölgenin üzerinde 1.50-1.51’e kadar savrulma olabileceğini analizlerimizde belirttik.

Kısacası sesli bir gaz çıkartma durumu da bu piyasada oluştu. Euro, Dolar karşısında son haftayı EDP hedef bölgemizin alt sınırında tamamladı.

Analiz ettiğimiz piyasaların öngördüğümüz hedef seviyelerden şu veya bu ölçekte savrulması sürpriz miydi? Elbette hayır. Piyasaları analiz ettiğim geçmiş 10 sene boyunca böyle hedeften savrularak “sesli gaz çıkartan” pek çok piyasa gördüğümden benim için sürpriz olmadı. Aşırı zorlanan piyasaların böyle gürültülü gaz çıkartması da zaten, hekim örneğimiz dikkate alınırsa asla sürpriz değil.

Sanırım yukarıdaki grafikler, bu grafiklerin gerisindeki hikayelerle beraber bizim neyle uğraştığımızı açıkça gösteriyor. Tepelerden ya da hedeflerden savrulmuş piyasaların analiz vademiz dikkate alındığında savrulma bölgelerindeki dönüş hareketlerinde oluşan ufak tefek sapmalar, ne bizim yöntemimizin yanlışlığını gösteriyor, ne de bir özeleştiri yapmamız gerekliliğini.  Bizim analizlerimizin temel yaklaşımı şudur: Biz ilerleyen yapının niteliğini analiz ederiz. Bu analizlere dayalı yorumlarda, ne tavsiyede, ne de öneride bulunuruz. Hedef zaman-fiyat bölgelerini tespit eder, bu  bölgelerde kalıbın tamamlanıp tamamlanmadığına odaklanırız. Bizim analizlerimizin yararlı olup olmadığı ve bu analizlere dayanarak ne yapması gerektiği kararı okura aittir.

sandrakim203.jpg1986 yılına geri dönerek yazımızı bitirelim. O yıl Eurovision şarkı yarışmasını kazanan Sandra Kim artık 40’lı yaşlarının sınırında. O yıl AB’ye katılan Portekiz, artık Avrupa Komisyonu’na, aday ülkelerin ensesinde boza pişiren başkanlar veriyor. Maradona teknik direktörlük yapıyor. Slayer, Metallica, Iron Maiden eski şarkılarını çaldıkları nostalji turları atıyorlar. O yıl doğan Lindsay Lohan günümüzün seks bombası. O yıl gişe rekorları kıran filmler ucuz DVD reyonlarından satın alınıp izlenebiliyor. Türkiye’de o yıl ara seçime giren partilerden hemen hemen hiç biri kalmadı. Çernobil faciası ise unutulmaya yüz tuttu. İMKB’de işlemler, hisse senetlerinin %70’ine yakınını elinde tutan “yabancı yatırımcılar”ın öncülüğünde devam ediyor ve bu yabancı yatırımcıların işlem yaptığı kurumlar, yayınladıkları raporlarla, geçen 23 yıl boyunca tam 50,000 katına katlamış İstanbul borsanın önünün açık olduğunu duyuruyorlar.

1980’lerde dillere pelesenk olmuş bir söz vardı: Değişim. O yıllarda yükselen dalga Cycle dereceliydi ve gerçekten de “değişim”, dalganın yükseldiği dönemler boyunca bütün boyutları ve en dramatik görünümleriyle yaşandı. 23 yıl sonrasında artık dalga yorgun ve değişim sözünün içi çoktan boşalmış durumda. Bu değişimin hayatlarımıza sayısız televizyon kanalı, cep telefonları, internet ağları, kredi kartları ve ATM’ler dışında neler getirdiği ayrı bir konu. Bu değişimin neler getirip neler götürdüğünü tarihçiler tartışacak. Şimdi bir başka değişimin eşiğindeyiz. change2.jpgBu eşikte, önümüzde tüketebileceğimiz ne kadar daha mesafe olduğu, analitik bir tartışmanın konusu. Değişimin sancıları ise, bu minik mesafelerin boyutlarından çok daha sarsıcı. EDP analizlerine göre, geçmiş 20 yılın aksi yönünde ilerleyecek bir dalga yaklaşıyor. Bugünün dünyasını oluşturan unsurlar da bir gün nostalji olduğunda, dönüp geriye bakanlar, başka türlü bir değişimden bahsediyor olacak.