60ss_320.jpgBorsanaliz.com‘da yayınlanan yazılar hiç bir zaman gündelik bakış açılarıyla yazılmadı. Bu nedenle zaman zaman arşivimizde yer alan bu yazıları, değişen koşullar içinde yeniden değerlendirmek ve uzun vadeli perspektifimizin geçerliliğini sorgulamak gerekiyor.

 9 Ocak 2006 tarihli Aylık Strateji Raporu’nda, geçmiş bir yüzyılı inceledikten sonra aşağıdaki sonuç bölümünü kaleme almıştım. Bu yazının yazılmasının ardından tam 4 yıl geçti.

2010 yılına girmek üzere olduğumuz bugünlerde, geriye dönerek bu yazıda dile getirilen görüşleri yeniden değerlendirmenin tam zamanı. Aşağıda okuyacağınız yazıda italik harflerle yazılanlar özgün metne aittir. Parantez içinde kalın harflerle yazılanlar ise, 4 yıl sonraki yeni değerlendirmelerimdir.

Küresel Perspektif  (9-Ocak-2006)

1980-2000 dönemi, tüm 20. yüzyıl boyunca değer kazanan gelişmiş ülke borsalarının yükselişlerinin hızlandığı bir dönem oldu. Bu dönemde başta ABD borsaları olmak üzere, tüm gelişmiş ülke borsaları, hangi yöntemle yaklaşılırsa yaklaşılsın, çılgınlık boyutlarında yükselişler yaşadılar. Trend açılarının dikleştiği, hisse senetlerinin aşırı pahalı seviyelerde aylarca kaldığı bu süper boğa piyasası boyunca yatırımcıların hisse senedi tutkuları manik boyutlara tırmandı.

ts236_1.jpg

Türkiye’nin bu dönem boyunca performansı ise, küresel performansın çok gerisinde kaldı. 1987 yılında görülen reel zirve, 2000 yılına kadar geçilemedi. 2000 yılındaki rallide geçildiğinde de, endeks zirve üzerinde tutunamadı. Bu nedenle yukarıda gördüğümüz resim, reel bir değerlenmeye işaret etmiyor. (2007 yılında görülen zirve, enflasyon bazında 2000 zirvesinin altındaydı. İMKB endeksinin son değeri, hala 1988 seviyelerinde. Başka bir deyişle, geniş banttaki dalgalanmaya karşın, İMKB’nin 20 senelik reel getirisi hala SIFIR. Bu dalga yapısı neye işaret ediyor? 2000 zirvesine hangi etiketi koymamız gerekiyor? Yazının sonunda ihtimalleri tartışacağız.)

Türkiye 2000 yılından sonra küresel finans piyasalarına entegre olmaya başladığında ise küresel trend yön değiştirmişti. Zirvenin görüldüğü 2000 yılından bu yana Avustralya hariç, zirvesini geçen gelişmiş ülke borsası olmadı. Zirve deneyen DJI ve Kanada borsası ise, bu zirveyi delip geçecek gibi görünmüyor. (Nitekim, ne DJI, ne de Kanada S&P/TSX Composite endeksi 2000 zirvesinin üzerinde tutunabildi. Her iki endeks de gerisin geri 2001-2003 seviyelerine geri çekildi.) Avrupa borsaları 2000 zirvesinin çok altında, Japonya 2005 sonundaki hızlı ralliye rağmen 1990 zirvesinin yarısına bile ulaşabilmiş değil. Gelişmiş ülke piyasaları 6 yıldır ayı piyasası içindeyken, gelişmekte olan ülke borsaları karışık bir seyir izliyor. Meksika ve Rusya borsaları hariç tutulursa, tarihi zirvelerini geçmiş olsalar da, hiç biri çok kuvvetli trendler içinde görünmüyor. Brezilya ve Arjantin’deki trendler, birbirlerine benzer kalıplarla ilerliyor, ancak her ikisi de zayıflıyor. Hang Seng’de tarihi zirve altında, Kore’de tarihi zirvenin hemen üzerinde seyreden endeksler, uzun vadede çok güçlü boğa piyasalarına işaret etmiyor. Çin’de ise borsa bir türlü toparlanamıyor. (Bu yazının yazılmasının ardından, Hindistan SENSEX, Brezilya BOVESPA ve Çin Shangai Composite endeksleri kuvvetli yükseliş dalgaları oluşturdu. Her üç endeks de 2008 düşüşlerinde hızla geriledi. SENSEX ve BOVESPA, nispeten güçlü kalırken, Shangai Comp. yazının yazıldığı tarihteki seviyelere geri döndü.)

Küresel sosyal arkaplan ise, hızla ve dramatik bir şekilde değişiyor. Son iki seçimi tartışmalı oy sayımları ile kıl payı kazanan ABD Başkanı Bush’a karşı tepkiler artıyor. ABD’nin Irak politikasının çıkmaza girmekte olduğunun sinyalleri geliyor. Almanya’da parti sayısı artıyor ve siyasal sistem parçalanmaya başlıyor. İngiltere’de Blair’e karşı İşçi Partisi içinde bile muhalefet yükseliyor. Fransa’da huzursuzluk büyüyor. Avustralya da dahil olmak üzere tüm dünyada ırkçılık yükseliyor, dinsel ayrımcılık artıyor. Ülkelerin ekonomik performansındaki gerilemenin geçici olmadığının sinyalleri kuvvetleniyor. Şirket karları küçülüyor, yolsuzluklarda hızlı bir artış yaşanıyor. Kredi balonu, sadece şirketleri değil, ülke yönetimlerini bile kıskacına alıyor. Borçlar tarihi rekorlar kırıyor. Çok uzun yıllardan beri büyük düşünürler, büyük sanatçılar, karizmatik liderler çıkmıyor. Sportif yarışmalara ilgi azalıyor. Popüler kültür, ucuz ürünler dışında bir şey üretemiyor. Blimsel gelişmenin yavaşladığı ise gözle görülür hale geliyor. Uzunca bir süredir gen çalışmaları dışında bilimsel gelişme yaşanmıyor. Gen araştırmaları ile ilgili haberler ise kamuoyunu oyalamaktan öteye gitmiyor. Bilgi çağı denen klişenin içinin ne kadar kof olduğunu ise internette en çok ilgi gören konuların pornografi, sanal sohbet, magazin dedikoduları ve gerçek zamanlı oyunlar olması gösteriyor. Bilgi çağına girdiği söylenen dünyada bilim ve akıl değil, burç haritaları ve dogma daha fazla ilgi görüyor. (Bu trendler, daha sonraki 4 yılda da devam etti. ABD’ye yönelik tepkiler, Barack Obama’nın seçilmesi ile azalmış görünse de, bunun 2009 yılı iyimserliğinin tetiklediği geçici bir sosyonomik sonuç olma ihtimali çok yüksek. Almanya’da siyasi sistemin parçalanma süreci, 2009 seçimlerinde iyice görünür oldu. İngiltere ise hızla siyasi ve ekonomik bir krizin içinde sürüklenmeye devam ediyor. 2008 krizinde borç balonu patladı, buna karşılık borçlar hızla artmaya devam ediyor. Popüler kültür, geçen 4 sene içinde hala ucuz ürünler üretmeye devam ediyor. Bilim dünyasında büyük yatırımlar yapılan İsviçre’deki CERN deneyleri, neredeyse fiyasko ile sonuçlanacaktı. Bilimsel düşünceden kopuş aynı hızla devam ediyor ve büyük düşünürler, büyük sanatçılar ve karizmatik liderler hala ufukta görünmüyor.)

Küresel trendler, kısa sürede aşılamayacak sosyal ve ekonomik sorunlara, hızla yükselen düşmanlıklara, güçlenen “öteki” imajına, kamplaşan dinsel bloklara, çözülen siyasal birliklere, yayılan salgın hastalıklara işaret ediyor. (Son dört senenin gündemi içinde yer alan kuş gribi ve domuz gribi salgınları, Norveç, Danimarka ve İsviçre’de ardı ardına yaşanan İslam dinine karşı saldırıların diğer ülkelere de yayılmakta oluşu, 2006 başına göre trendlerde değişim olmadığını açıkça gösteriyor.)

Sosyal ve ekonomik değişimlerin sinyallerini yıllarca önce veren borsaların ilk üç yıllık hareketlerine ters yönde orta vadeli trendlerin yaşanması, iyimserliğin ve boğa beklentilerinin artmasına neden olsa da uzun vadeli grafikler, en azından ana borsa endeksleri için hiç de olumlu sinyaller üretmiyor. Birkaç istisnası dışında hemen hemen tüm ana borsa endekslerinde üç senedir devam eden orta vadeli trendler, ilk düşüş dalgalarına tepki görüntüsünde ve önemli borsa endekslerinin çoğunda tepkilerin geri alış oranları, dalgalar yeniden yön değiştirdiğinde yeni diplere doğru devam edecek düşüşlere işaret ediyor. (Bu yazının yayınlandığı tarihten sonra, ana Avrupa endeksleri ve S&P 500 önce 2000-2003 düşüşünün tamamını geri aldı. Ancak 2008-2009 düşüş dalgasında endeksler gerisin geri 2003 seviyelerine gitti. Fransa Cac-40, İtalya MIBTEL, Japon Nikkei ve A.B.D. S&P 500 ve DJI endeksleri  2003 diplerinin de altına geriledi.)

Tüm klişeleri alt üst ederek hep beraber değer kazanan değerli madenler, bono/tahviller, hisse senetleri, mal piyasaları ve emlak ise, küresel ölçekte bir kredi/borç genişlemesinin yaşandığını gösteriyor. Olumlu ruh hali trendleri içinde “fazla sorun edilmeyen” bu kredi/borç genişlemesi, 2000-2003 depresif dönemine tepki olarak gelişen 2003-200? iyimserliği sona erdiğinde, borçların hızla geri çağrılması ile küresel bir finansal çöküşün zemininin oluşmasına neden oldu. Bu süreç başladığında 2003-2006 döneminde değer kazanan tüm spekülatif yatırımların değer yitirmesi sürpriz olmamalıdır. Bu değer yitimi muhtemelen, pek çok piyasada çöküş boyutlarında olacaktır. Çöküş boyutlarında değer yitirecek piyasaların başında ise, tarihsel ölçekte değerlenmiş gelişmiş ülke borsalarının olacağına şüphe yok. (2005 yılının sonunda yapılan bu tahminde, sadece borsa endekslerinin değil, tüm spekülatif yatırımların “çöküş” boyutunda değer yitireceği öngörülmüştü. Nitekim, sadece borsa endekslerinde değil, emlak ve mal piyasalarında da bir senenin içinde çöküş boyutlarında düşüşler yaşandı.

İşte bu küresel konjonktür içinde küresel sisteme oldukça geç entegre olmaya çalışan Türkiye’de şimdilik spekülatif bir iyimserlik rüzgarı esiyor. Bu iyimserlik rüzgarı, ekonomik ve finansal rakamların 2000-2003 dönemine göre göreceli iyileşmesi ve spekülatif sermaye akınları yaşanması dışında ciddi bir ekonomik ve sosyal zemine yaslanmıyor. Türkiye de küresel kredi genişleme sürecinden payını fazlasıyla alıyor.

Bu durum, grafiklerde gördüğümüz riskleri ve potansiyeli teyit ediyor. Risk, küresel sisteme entegre olan Türkiye’nin küresel depresyondan payını fazlasıyla almasıdır. Son üç senedir yaşanan kredi genişlemesi süreci, yerini borçların geri çağrılmasına bıraktığında, “artık dengeye oturduğu” söylenen ekonominin ve finans piyasalarının derin çalkantılar yaşaması kaçınılmaz olacaktır. Potansiyel ise, Türkiye’nin son 25 yılı, küresel trendlerin aksine yerinde sayarak geçirmiş olmasıdır. Pek çok piyasada spekülasyon, onyıllar boyunca tarihsel ölçekte değerlenmeler ve sınırlarına dayanmış büyüme ve genişleme süreçleri yaratırken, Türkiye onyıllardır süren bir krizler döneminden çıkma potansiyeli taşımaktadır. (2003-2007 iyimserliğinin spekülatif niteliği, 2008 yılında gelen büyük düşüşle teyit edildi. U-100 endeksi 60,000 sınırından 20,000 sınırına kadar gerileyerek 2003 yılından sonraki bütün kazançları geri verdi. İstikrara kavuştuğu iddia edilen ekonomi ise, 2009 yılı içinde tarihsel ölçeklerde küçüldü. Türk Lirası bir kaç ayın içinde %50′nin üzerinde değer yitirdi. Bütün bu gelişmeler, 2005 sonuda yaptığımız “ekonomik ve finansal çalkantı” tahminimizi fazlasıyla doğruladı. Son cümlede ifade edilen “krizler döneminden çıkış potansiyeli” yorumumuz ise, 2009 sonunda hala geçerli. Yazının en sonunda bu konuyu tartışacağız.)

Daha önceki Strateji Raporları’nda da ısrarla savunduğum bir tezi yeniden hatırlatmak isterim: Türkiye’de spekülasyon ateşinin yükseldiği dönemler, hep “geç dönem spekülasyonlar” olarak yaşanmıştır. 19. yüzyılda Galata borsası, Demiryolları çılgınlığı bittikten sonra ilgi görmüştü. 1980′lerin sonunda yaşanan İMKB tarihinin en hızlı rallisi de, ABD borsalarının 1987 sonunda bir kaç hafta içinde çökmesinin bir sene sonrasında başlamıştı. Geç dönem spekülasyonlar, ana cazibe merkezinin, yani gelişmiş pazarların değer yitirdiği ve gözden düştüğü dönemlerde kendisine yeni cazibe merkezleri arayan spekülatif sermayenin tetiklediği süreçlerle yaşanır. Bu pazarlara da duygusal coşkuyu ifade eden bir isim verilir: Gelişmekte olan pazarlar! Bu pazarlar da bir gün “gelişecek” ve diğerlerini yakalayacaktır. Başka herhangi bir hikaye aramaya gerek yoktur; Türkiye’nin de dahil olduğu söylenen “gelişmekte olan pazarlar” tanımlaması hikayenin ta kendisidir.

Üç haftadır olabildiğince detaylı bir şekilde incelemeye çalıştığımız, bir yüzyıllık kitlesel ruh hali değişimlerinin bugün geldiği aşama, Supercycle dereceli bir dalganın en coşkun ve “manik” aşamasının zemininin oluştuğunu gösteriyor: Cycle dereceli bir V no’lu dalga. Bu dalga, daha önce yaşanan tüm dönemlerden daha coşkun olabilir. Eğer bu dalga güdük kalmaz ve 30 yıldır devam eden yatay dönemin oluşturduğu zeminden sıçrayabilirse, Elliott Dalga Prensipleri’nde de, Çılgınlık ve Çöküş‘te de çok ciddi bir olasılık olarak dikkat çektiğim, “sonu bir finansal çılgınlıkla bitecek” büyük bir trend ilerleyebilir. Böyle bir trendin ilerleyebilmesi için en kritik zaman eşiği ise artı eksi birkaç yılla 2007 tarihidir. Her derecede pek çok Fibonacci sayısının çakıştığı bu yıl yaşanması muhtemel sarsıntılar, sadece bir düzeltme boyutunda kalırsa, yeni zirvelere doğru bir yolculuk; derinleşir ve bir çöküntüye dönüşürse en az bir kaç onyıl sürecek bir depresyon başlatacaktır.

Analitik çalışmalarımız, yeni ve onyıllardır görülmemiş zirvelere doğru yolculuğun şimdilik çok daha olası olduğunu gösteriyor.

Trendin yönü ne tarafa doğru olursa olsun. Bu değişim, geçmiş otuz yıl boyunca yaşananlardan çok daha güçlü bir değişim olacaktır. Bu dönemin, en az bir kuşak boyunca sürmesi beklenmelidir. Bu değişim, bugünün kuşaklarının bildiği, tanıdığı tüm kavramları da yerle bir etmeye adaydır. (4 sene önceki bu değerlendirme ile, “sonu bir spekülatif çılgınlıkla bitecek” büyük bir trend ihtimalinin devam ettiğini belirtmiştim. Bu ihtimal hala ortadan kalkmış değil. Yazının sonunda bu ihtimali yeniden değerlendireceğiz. Trendin yönü ne tarafa doğru olursa olsun, değişimin “bugünün kuşaklarının bildiği, tanıdığı tüm kavramları yerle bir edeceği” tahminimi ise yaşayarak görüyoruz.)

Sonsöz

Finansal piyasaların en temel değişmezi, çok büyük kitlelerin içinden geçilen sürecin niteliğinden çok zaman habersiz olmasıdır. Özellikle de trend ekstrem seviyelere ulaştığında finansal körlük sadece amatörlerin değil, finans profesyonellerinin de kendisini kurtaramadığı bir boyuta tırmanır. Bir trend yön değiştirip de aksi yönde ciddi mesafeler katedip ilerlediğinde geçmiş dönemlere bakanlar, trendin yön değiştirmiş olmasını normal karşılarlar. Oysa o dönemin içinden geçilirken, yaşananları çok az insan doğru tahmin edebilmiştir.

1999-2000 hızlı rallisi yaşanmadan önce kimse borsa endeksinin böyle bir tırmanış yapabileceğini tahmin etmiyordu. 2000 yılından düşüş başladığında da çöküşün nerelere kadar derinleşebileceğini büyük çoğunluk öngöremedi. Aynı şekilde finansal çöküşün dip seviyelerine yaklaşıldığında, pek az insan geleceği tahmin edebildi.

Finansal körlüğü pekiştiren unsurlardan biri de finans medyasıdır. Finans medyasında her gün rakamlar konuşulur, günün değerlendirmesi yapılır. Ertesi günle ilgili tahminler dile getirilir. Gündelik tüketilen bu ürünlerin hiçbiri izleyiciye geçmişten gelip, geleceğe doğru uzanan yol hakkında en ufak bir fikir dahi vermez.

Oysa bir yatırımcı için en temel sorun, tarihsel akış içinde hangi noktada bulunduğunu öngörebilmektir. Bu öngörü, hem genel yatırım stratejisini belirlemek bakımından yaşamsaldır, hem de elindeki kaynakların dağılımını tespit etmek bakımından.

Özellikle de büyük dereceli dalgalar yön değiştirirken standart düşünsel normlardan sıyrılmak ve bugüne kadar finansal trendleri öngörmekte iyi bir performans gösterememiş olan geleneksel yöntemleri terketmek dalgaların içinde savrulmamak için bir zorunluluktur.

Sosyonomi ve dalga prensiplerini diğer tüm yöntemlerden ayıran üstünlük de budur. Bu disiplinler, tarihsel bir perspektif çizer ve genel yatırım ortamının hangi aşamasının yaşandığını gösterirler. Bu disiplinler kullanılarak yapılan tahminler genellikle sıradan yöntemlerin tahminlerinden dramatik sapmalar gösterdiği için ilk anda inanılmaz gelir. Çünkü geleneksel teoriler, yatırımcıları olay nedenselliğine, rastgeleliğe ve irrasyonalin rasyonelleştirilmesine şartlamıştır. 2000 yılındaki zirveden düşüş başladığında da, 2003 depresyon dibinden yeni bir trend filizlendiğinde de böyle oldu. Geleneksel analistlere göre, 2000 yılı zirvesinde de, 2003 yılı diplerinde de ulaşılan seviyeler “anormal” değildi. Eğer böyle olduğu düşünülseydi, analistlerin bu anormal seviyelerde aksi yönde pozisyonlar önermeleri gerekirdi. Ama böyle olmadı. Mesela 2000 yılı başlarında analistler hedefi 4,5 cent’e yükseltti. 2003 yılı ortalarında hedef 1,0 cent’ti. 2000 yılı başında TL’nin “değerli” olduğu söyleniyordu, ama döviz kurlarının dramatik sıçrama yapması öngörülmüyordu. Döviz kurları 2003 baharında zirve yaparken yükselişin %50′ler ölçeğinde daha devam edeceği tahminleri yapılmaktaydı.Bütün bu tahminlerin bir finansal körlüğün sonucu olduğu çok açık. Geleneksel analistlerin bu dramatik öngörü hatalarına getirdikleri açıklama şu oldu: Geçen yıllar boyunca “beklenmedik gelişmeler” olmuş, bu gelişmeler de piyasalarda yeniden “fiyatlanmıştı”. Hiç şüphe yok ki bundan sonra da böyle olacak. Geleneksel analistlerin tahminlerinden, aynı bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da dramatik sapmalar olacak ve bu dramatik sapmalar, ortaya çıkan yeni durumlarla izah edilmeye çalışılacak. (2007 yılındaki tahminleri ve öngörüleri hatırlayın. 2008 yılında bu tahminleri süpürüp geçen dalga geldiğinde “tahmin edememiştik” itiraflarını, 2008 krizini kimsenin “öngöremediği” saçmalıklarını hatırlayın. 2010 ve sonrasına yönelik tahminleri, bir de bu pencereden değerlendirin.)

Sosyonomi ve dalga prensiplerine göre tarihte rastgeleliğe yer yoktur. Tarih, kitlesel ruh hali değişimlerinin bir sonucu olan sonsuz bir akış içindedir ve bu akış da süreleri ve boyutları sınırlı kalıplar boyunca ilerler. Kalıbı tespit etmeye yönelik çalışma, en azından tarihsel ölçekte size nerelerde bulunduğunuzu söyleyecektir.

Üç haftalık çalışmamız bu amaca yönelikti. Tüm analizlerimiz bize 2007 yılının tarihsel bir kırılmanın en kritik dönemeci olduğunu gösterdi. Bu kırılmanın sonuçlarının dramatik olacağı uyarısını şimdiden yapıyoruz. Bu kırılmanın ardından, “konjonktürel bir değişim yaşandığı” ve bu nedenle de sonuçların daha önceden öngörülemediği mazeretlerini de şimdiden boşa çıkartıyoruz.

Tahminlerimiz sadece bir iki sene içinde sınanacak ve değerini bulacaktır. Sosyonomi ve dalga prensipleri yöntemleri ile bugüne kadar tanışıklığı olmayan okuyucunun içinden geçtiğimiz sürece, bir de üç haftadır yaptığımız analiz doğrultusunda bakmasını öneririz. (Bu satırlar, 9 Ocak 2006 tarihinde yazılmıştı. Başka söze gerek var mı?)

___________________________________________________________________________________________________

2010 ve sonrası - Yeni bir değerlendirme

Yukarıda okuduğunuz yazı, Elliott dalgaları ve sosyonomi analizlerinin üstünlüğünü açıkça gösteriyor. Amacımız, “geleceği kim daha doğru tahmin etti” kavgalarında kılıç sallamak değil; İlerleyen dalgaların, uzun vadeli perspektifimiz içinde nasıl yorumlanması gerektiğini okuyucuya yeniden hatırlatmaktan ibaret. Biz, spekülatif dalgaların heyecan ve korkuları içinde sık fikir değişiklikleri ile savrulmuyoruz. Etrafımızda olan bitene neden-sonuç ilişkileri ile değil, dalgaların döngüsel karakterini dikkate alarak baktığımız için, kısa ve orta vadeli dalgaların, uzun vadeli kalıp içinde nereye oturduğunu tespit etmeye çalışıyoruz.

Borsanaliz.com arşivindeki analizlerde, aylar öncesinden 2007 yılına dikkat çekmiştik. Bu tarihten sonra ilerleyecek dalgaların, bir neslin tanıdığı kavramları kökünden değiştireceğine ve bildiğimiz dünyanın bu tarihten sonra dramatik ölçekte değişeceğine işaret etmiştik. Çünkü 2007 yılı, geçmiş bir yüzyılın bütün önemli tarihsel dalga değişimleri dikkate alındığında, pek çok Fibonacci sayısının çakıştığı bir dönemdi. Bu değişimin hala çok erken aşamalarındayız. 2008 yılında ilerleyen şiddetli küresel dalgalar, sıradan kısa vadeli düzeltme boyutlarının ötesinde bir öneme sahip. Tahminimiz, 2008 yılındaki dalgaların, daha büyük dereceli dalgaları tetiklediği ve önümüzdeki yıllarda gezegenimizde bu dalgaların etkisinin yaşanacağı yönünde. Bu süreçte Türkiye’de hangi dalgalar etkili olacak? Elimizdeki veriler, daha uzun vadeli tahminlerde bir kaç alternatif üzerinde durmayı zorunlu kılıyor.

ts236_1a.jpg

Bu grafik, enflasyon bazında 2000 zirvesinin hala aşılamadığını gösteriyor. Elimizdeki verilerle 2000 zirvesine hangi dalga etiketini koymamız gerektiğini bilmiyoruz. 2000 zirvesi, Cycle dereceli bir III zirvesi ve o tarihten beri Cycle IV olarak etiketlenecek bir dalga ilerliyor olabilir. Bu durumda 2009 yükselişi, Primary dereceli bir [D] olmalı ve enflasyon bazında yeni bir dibe ulaşmayacak son bir [E] düşüşünün ardından yeni reel zirvelere doğru Cycle V başlamalı. Eğer ilerleyen kalıp buysa, 1990 zirvesi III.[3] , 2000 zirvesi ise III.[5] olarak etiketlenecek. 2010 yılı içinde, belki de 2011-2012 yılları boyunca devam edecek geri çekilme ile de Cycle IV tamamlanacak. Bir sonraki kritik Fibonacci zaman bölgesi, 2011-2013 dönemine denk geliyor. 1990 zirvesinden 21, 1998 zirvesinden 13 ve 2003 dibinden 8 yıl sonrası 2011 yılında kritik bir Fibonacci zaman bölgesi oluşturuyor. 2000 zirvesinden 13 yıl sonrası ise 2013 tarihine denk geliyor. Bu nedenle 2011-2013 dönemi, muhtemelen 2000 yılından sonra başlayan döngünün sona ereceği kritik bir zaman bölgesi olacaktır.

U-100′de 2010 yılı içindeki muhtemel geri çekilmenin momentumu ve kalıbı bu nedenle çok önemli olacak. Düşüş dalgasının 2008 dibini kırmaması, 9 senedir devam eden kalıbın bir Elliott üçgenine dönüştüğüne ve yeni bir 13 yıllık döngünün yaklaştığına işaret edecek. Bu döngü, endeksi yeni reel zirvelere taşıma potansiyeli taşıyacaktır.

Diğer alternatif ise şu dalga sayımına dayanıyor: 1988 zirvesi V.[3], 1998 dibi V.[4] ve nihayetinde 2000 zirvesi V.[5] olabilir. Bu sayıma göre, 2003-2007 yükselişi, ilk düşüş dalgasına tepki olarak ilerleyen bir düzeltme olmalıdır. Yukarıdaki grafikte, U-100′ün enflasyon bazındaki yükselişinin üç dalgalık görüntüsü, bu ihtimalin kesinlikle yabana atılmaması gerektiğini gösteriyor. Bu yükselişte reel olarak 2000-2003 düşüşünün sadece %50′sinin geri alınmış olması da ikinci bir uyarı kabul edilmeli. Eğer ilerleyen kalıp buysa, 2009 yükselişi, 2007-2008 düşüşün düzeltmesi olarak kalacaktır. (2009 yükselişi, şu ana kadar gerek Dolar, gerekse enflasyon bazında 2007-2008 düşüşünün sadece %62′sini geri alabildi.)

 Bu iki alternatiften hangisinin ilerlediğine, ancak geri çekilmenin nerede sona erdiğine bakarak karar vermek gerekiyor.

2006 yılının başında yaptığımız analizde, önümüzde iki yol olduğunu söylemiştik. Bu yollardan biri, bizi 2000 yılı zirvesinin de ötesine taşıyacak bir yükseliş dalgası idi. İkincisi ise, yeni diplere çekecek uzun bir depresyon dönemi. Bu iki ihtimal de devam ediyor. Başka bir deyişle, 2002 yılında yazılan Elliott Dalga Prensipleri‘nde ilk kez duyurulan, 2004 yılında yazılan Çılgınlık ve Çöküş‘te biraz daha ayrıntılandırılan yükseliş dalgası potansiyeli ortadan kalkmış değil. Diğer taraftan daha yukarılara gidiş öncesi, Cycle dereceli bir düzeltme ihtimali de en az ilk alternatif kadar ciddiye alınmalı. Bu karar 2010-2012 arasındaki kritik üç yıl içinde verilecek. 1998 yılındaki dipten başlayan aşırı oynaklık henüz sona ermiş değil. 2000 yılından sonra oynaklık, kısa-orta vadede artıyor gibi görünse de, uzun vadede azalıyor. Oynaklıktaki bu azalma, bir yöne doğru kırılma ile sona ermeli. 1989-1998-2008 diplerinden gelen yükselen trend çizgisi destek, 2000 ve 2007 tepelerinden gelen alçalan trend çizgisi ise direnç oluşturuyor. 2009 yükselişinde endeks dirence bir kez daha yaklaştı. 2009 yılı bu görüntü ile tamamlanıyor ve yeni bir kritik zaman hedefine doğru yöneldiğimiz 2010 yılı başlıyor.

29 Aralık 2009 tarihini düştüğümüz bu analizi de daha sonraki yıllarda yeniden değerlendirmek üzere arşivimize ekliyoruz.