Teknik analistler, analizlerinde pek çok gösterge kullanırlar. Bu göstergeler, trendin yavaşlayıp yavaşlamadığını, piyasaya para akışı olup olmadığını, alım ya da satım gücünün doyuma ulaşıp ulaşmadığını gösterir. Göstergelerin tümü saf fiyat verisinden türetildiği için, hiç bir teknik gösterge özgün piyasa verisinden daha güvenilir değildir. Ancak bütün göstergeler içinde bir tanesi vardır ki hiç şaşmaz: Hırs ve korku göstergesi. Hırs ve korku göstergesini nasıl ölçersiniz? Çok basit; İnsanlar, trend uçlara ulaşırken o yöndeki duygularını kontrol edemez hale geldiğinde, bir piyasanın sonlara yaklaştığı şaşmaz bir şekilde belli olur.
Bir genel değerlendirme yapmadan önce aşağıdaki grafikleri inceleyelim:
Bu grafik, 1990 yılının Eylül ayıyla 1991 yılının Mart ayı arasındaki 6 aylık dönemi gösteriyor. Bu dönem içinde endeks önce 55′den 28′e kadar çöküyor, ardından da gerisin geri 55′e kadar toparlanıyor. Son iki senedir yaşanan fiyat hareketinin küçük ölçekli bir kopyası gibi görünen bu dönem boyunca ilerleyen dalganın teknik dinamiğini basitçe grafik üzerinde özetledim.
Bu dönemin ardından ne mi geliyor?
Tam piyasa “koptu gidiyor” denirken gelen dalga bu. 1991 yılının Mart ayında 50′lerin üzerinde gezinen endeks, henüz sene bitmeden 25′e kadar çöküyor.
Peki bu dalgalar büyük resim içinde nereye oturuyor? Aşağıdaki grafik yukarıda incelenen dönemlerin, büyük resim içinde nereye oturduğunu gösteriyor:
Ne kadar küçük görünüyor, değil mi?
Grafiğin en sağında, bugünlerde bulunduğumuz yerler görünüyor. Biraz daha yakından bakalım:
Bu grafikte, ilk grafikteki evrelerin aynen yaşandığını görüyoruz. Tek fark, bu evreler boyunca ilerleyen dalgaların boy ve sürelerinde; Kimilerinde daha kısa, kimilerinde daha uzun. Ancak sonuç değişmiyor; Kitleler aynı evrelerden geçerek bir aşırılıktan diğerine savruluyorlar.
Devamı aynı mı olacak? Olabilir de olmayabilir de. Bu yazıda bunu tartışmayacağız.Zaten bu yazının amacı borsa hareketlerini değerlendirmek değil. Başka bir şeyden söz edeceğiz.
Grafikler sadece fiyat hareketini değil, aynı zamanda arkaplanlarındaki değişimleri de yansıtırlar. Yukarıdaki grafikler oluşurken, aynı bugün olduğu gibi, bir duygusal aşırılıktan diğerine savrulan insan kitleleri vardı. O insanlar da, aynı bugünküler gibi, hırslarını ve korkularını dizginleyemiyor, piyasanın dışına düşene kadar bu duygularla yaşıyorlardı.Her düzeltme, dalga derecesine bağlı bir büyüklükte, piyasayı öğüttükten sonra yeni yolcularıyla yoluna devam eder. Dalgalar sabırlıdır. Aynı sabrı bireyler gösteremedikleri için her düzeltme, muhakkak yükünü boşaltıp, yeni yolcularını aldıktan sonra yoluna gider.
Bu blogu iki sene önce kurduk. Piyasa geçmişimiz ise 15 seneye kadar uzanıyor. Geçen 15 sene içinde dalgalar yükseldi, çöktü. Piyasa oyuncuları defalarca değişti. Servetler kazanıldı, kaybedildi. Biz 15 seneye yakın bir süre boyunca bu dalgalarda savrulmadık, boğulmadık. Bu süre içinde hep şunu gözlemledik; Piyasanın büyük çoğunluğu sürekli bir tren kaçırma duygusu içindedir. Özellikle de piyasa uçlara yaklaşırken duygularını dizginleyemezler. Piyasa onları birer canavar haline getirir. Dalganın en ucundaki küçük dalgalanmalarda servet yapmaya çalışırlar. Eninde sonunda da öğütülür ve yeni dalgaya yakıt olurlar.
Blogdan pek çok insanın yararlandığını biliyorum. Sadece bu blogda oluşturulan iki senelik arşivin bile, piyasada neler olup bittiğini anlamaya, teknik analiz ve EDP’nin ne olduğunu öğrenmeye çalışan insanların faydalandığı bir kaynak olduğunu söylemeye gerek yok. Bu kaynağın hangi güçlüklerle sürdürülebildiğini bilen biliyor, bilmeyen ise dışarıdan ahkam kesiyor.
Daha önceki bir kaç yazıda belirtmiştim; Biz herhangi bir kurum için sipariş analiz, ya da piyasa pazarlaması yapmıyoruz. Okuyucunun yaptığı (ya da yapmadığı) işlemlerden kazanç sağlamıyoruz. Kimseye akıl vermiyor, yaptıkları işlemlerin sorumluluğunu taşımıyoruz. Bağımsız analist kimliğimizi korumaya, bilgi ve fikir üretmeye çalışıyoruz. Bu bilginin bir kısmını, bağımsız kalabilmek için, sadece bu bilgiye değer veren insanlara abonelik yoluyla aktarıyoruz. Bu bilgilerden yararlanmak istemeyenleri zorlamıyor, aboneliklerinden memnun kalmayanları, abonelik sözleşmemizde aksi yazıldığı halde herhangi bir yükümlülük altında bırakmaksızın saygıyla uğurluyoruz.Analizlerimizde piyasanın nasıl hareket edeceğini değil, belli bir yapı içinde nasıl hareket etmesi gerektiği yazıyoruz. Eğer bu şekilde hareket etmiyorsa, sözkonusu olan yapının bizim analizlerimizden farklı bir dalga yapısında ilerlemekte olduğunu da ifade ediyoruz. Bunu “tutturdun”, “tutturamadın” perspektifinden değerlendirenleri hedeflemediğimiz zaten yaptığımız analizlerde kullandığımız terminoloji ile belli. Yaklaşık 15 yıldır analizler ve yorumlar yaptığımız için, piyasanın, dolayısıyla okuyucunun çok farklı beklentilere, birikimlere, dünya görüşüne ve değer yargılarına sahip olduğunun farkındayız. Birilerinin çıkıp da “23,500 dibinden beri sürekli olumsuz, sürekli düşecek diye yazıyorsun” değerlendirmesini yadırgamıyoruz. Düşüncelerimizi ancak belli bir kompozisyon içinde, yazıyla ifade ettiğimiz için ne söylediğimizin değil, karşımızdakinin ne anladığının önemli olduğunu biliyor, zaman zaman özeleştiri de yapıyoruz. Çünkü gayet iyi biliyoruz ki, “ayı piyasası içindeyiz” dediğimizde bazı okuyucu bunu, “piyasa düşecek” diye algılayabiliyor. Böyle algıladı diye okuyucuyu suçlamıyoruz, ayı piyasasının ve boğa piyasasının ne olduğunu sabırla anlatmaya çalışıyoruz. Sonra başka biri çıkıp, “dolar ciddi yukarı gidecek dedin, ama bak hala yükselmiyor” dediğinde sabırla bir kez daha ne demek istediğimizi anlatmayı deniyoruz. Bir yerden sonra, canı sıkılıp burayı forum zannederek kahve sohbeti yapmaya gelenlere laf yetiştirmeye vaktimizin de sabrımızın da olmadığını hatırlatmak zorunda kalıyoruz.
Bunca senedir yazıştığım insanlar bilirler, bütün e-postalara ve mesajlara zamanım elverdiğince yanıt yazmak gibi bir nezaket anlayışım var. İfade tarzı ve amacı ne olursa olsun, herkese değer verdiğim için olabildiğince açık bir şekilde yazılanlara yanıt yetiştirmeye çalışıyorum. Ama bir yerden sonra, işin suyunu çıkartanlar oluyor. 5 sayfalık bir yazıyı – muhtemelen okumadan, ya da okuyup da hiç bir şey anlamadan- “yorumlar muallak, sanırım kafalar karışık” diye yorumlayan birine ne denir ki? Diyeceksiniz ki, her yazılanı niye ciddiye alıyorsun? Bir de şöyle düşünün, siz senelerdir bu işi yapan, yazdığı çizdiği belli, amacı, niyeti berrak birisiniz, Bir blogunuz var, amacınızı “derli toplu bir çalışma arşivi oluşturmayı, bu arşive Dalga Prensipleri’ne ilgi duyan herkesin katkısını sağlamayı ve bu konuda çalışma yapacak olanlara da kolayca ulaşabilecekleri bir kaynak sağlamayı amaçladık” diye ilan ettiğiniz bu bloga, satır aralarından kendisini kısa yoldan zengin edecek bir şeyler tırtıklamak isteyen biri, bir rumuz alıp giriyor ve yarım yamalak anladığı şeylerden kendi aklınca çıkarttığı bir sonuçla mutsuz olduğu için, her türlü sosyal iletişim standardına aykırı bir şekilde mesaj yazıyor. Bunu bir kere yapıyor görmezlikten geliyorsunuz. Sonra bir de bakıyorsunuz ki, arkadaş blogunuza musallat olmuş, olur olmaz her yere bir şeyler karalamaya çalışıyor. Tamam saygı, iletişim nezaketi filan da, kabak tadını sevmediğim için bu gidişe bir dur demek gerekiyor. Arkadaş hızını alamıyor, “niye sitenin reklamını yapıp duruyorsun ?“diyor. “Sn. filanca, Sana Galata köprüsünü, en pahalı fiyattan satmaya azimli o kadar çok site ve yabancı raporu var ki, sen niye buraya gelip benim yazdıklarımı okuyorsun?” desem bir türlü, “sevgili kardeşim, sen başka kulvarda koşuyorsun, burada biz başka şeyler konuşuyoruz” desem başka türlü. Yazdığım yazılara mesaj yazılmasını kapatsam, bu sefer de gayet iyi niyetli bir şekilde fikir alışverişinde bulunmak isteyenlere haksızlık edeceğim. Ya sabır deyip, bir kez daha grafikler üzerinde neler olup bittiğini göstermeye çalışıyorum, ama bir taraftan da biliyorum ki, hırslar ve korkular insanları şiddetle dürtüyor.
Yukarıdaki grafiklere bir kez daha bakın. Bu grafiklerde sadece piyasanın tarihini değil, kendi talihinizi de gözden geçirin. Dinamik Denge ve Yankılaşım yazısını bir kez daha okuyun. Bu yazıda okuduklarınızdan anladıklarınızı süzün. Bu adam bize iki senedir bu blogda ne anlatmaya çalışıyor diye düşünün. Arşivde yazılanlardan hiç bir şey anlamadıysanız, bırakın anlayanlarla biz yolumuza devam edelim. Bakın, tekraren yazıyorum; Siteye ilk koyduğumuz yazıda ne demişiz:
“… derli toplu bir çalışma arşivi oluşturmayı, bu arşive Dalga Prensipleri’ne ilgi duyan herkesin katkısını sağlamayı ve bu konuda çalışma yapacak olanlara da kolayca ulaşabilecekleri bir kaynak sağlamayı amaçladık.”
Blogda sizi kısa yoldan zengin edecek bilgi yok. Zengin olmak için, aklınızı, fikrinizi ve kendi emeğinizi zorlamanız gerekiyor. Piyasa dediğiniz vahşi arenaya kimse para kaybetmeye, ya da başkasını zengin etmeye gelmiyor. Diğerlerinden farklı olabilmek için, satır aralarında tüyo aramak yerine, hem uzun vadede neler olup bittiğini kavramak, hem de içinde yüzdüğünüz dalganın dinamiklerini doğru anlamak zorundasınız. Yoksa bir de bakmışsınız ki, siz minik dalgalarla dans etmeye çalışırken, piyasa sizi süpürüvermiş.
Devamlı reklamı yapılan sitemize gelince, orada kristal küremize bakarak gördüğümüz gelecek değil, adım adım ve sabırla bizi sürükleyen dalgaların analizi var. Bu analizlerde bir yapı geçerliliğini kaybederse, “göz açıp kapayıncaya kadar” perspektif değiştiririz. Filanca tarihteki tercih ettiğim dalga sayımına bakarak sonsuza kadar bir senaryo üzerinde oturduğumu düşünmeyin. Adı üzerinde, “tercih ettiğim dalga sayımı”; Bir de bakmışsınız, bu sayımdan vazgeçmiş başka bir sayımın öngördüğü yapıyı analiz ediyorum. Olur mu canım öyle şey diyorsanız; size çok yararlı bir yatırım tavsiyesinde bulunayım: Piyasayla uğraşmaktan hemen vazgeçin. Yazının başındaki grafiklerde ilerleyen dalgalar, orada gördüğünüz hızların ve küçük yapıların haricindeki rotaları da izleyebilirdi. Piyasa gene bugün olduğu noktada olurdu, ama siz çoktan 1990-91 ayı piyasasında size “ayı piyasası içindeyiz” diyen analiste “ama piyasa yükseliyor, bu ne biçim ayı piyasası” diye kıza kıza süpürülmüş olurdunuz. Sakın unutmayın, grafikler sadece piyasanın tarihini değil, aynı zamanda dalgalarda sürüklenen milyonlarca insanın talihini gösterir. Kolay değildir, milyonların talihini sürükleyen bir piyasayı analiz etmek.
Bizim piyasa genelinden farklı olarak neler gördüğümüzü merak edenleri sitemizde abonelerimiz arasında görmeyi arzu ederiz. Sadece blogda değil, aynı zamanda sitemizde de 8 yıllık bir arşiv tutuyoruz. Bu arşivdeki bütün tahminler doğru mu çıktı derseniz, cevabım “şüphesiz ki hayır” olacak. Çünkü A.J. Frost’un dediği gibi: “Piyasa analizinde herhangi bir şeyden hiçbir zaman tam emin olamazsınız. Ama çok şeyin farkında olabilirsiniz. Satranç oyununda sadece ilk 20 hamlede milyar kere milyar kere milyar muhtemel oyun olasılığı vardır. Hisse senedi piyasası, satrançtan sadece biraz daha karmaşıktır.” Bizim piyasayı analiz ederken temel bakışımız budur. Bu nedenle doğru çıkmayan tahminlerimiz de dahil olmak üzere, bugüne kadar ne yazıp çizdiysek tümünü, isteyen herkesin incelemesine açık tutuyoruz. Piyasayı satrançtan daha basit bir oyun zannedenlere uğurlar olsun; Onlara hayatta başarılar dilemek dışında sözümüz olamaz.
Son olarak, bir küçük alıntı yapmak isterim:
“Sistem içinde, ya da yastık altında, yükseleceği umuduyla dövize çakılı kalan para rezervinin hep mevcut konumda kalacağını ve hisse senetlerinin bir daha hiç, 1990′lardaki absürd spekülasyonlara konu olmayacağını düşünebilirsiniz. Bu durumda “tezkere krizi”, “YSK’nin kararı”, “Kıbrıs seçimleri” gibi gündemler ilgi alanınıza girebilir. Biraz geriye çekilip büyük resme baktığınızda gördükleriniz, dünyanın değişik coğrafyalarında yaşananlar da düşünüldüğünde, spekülasyonun evrensel ilkelerinin dev dalgalar boyunca yüz yıllardır yaşandığını gösteriyor.
… 2001 yılının karabasanları yaşanırken yazılan Elliott Dalga Prensipleri kitabı da, o günlerden beri düzenli olarak güncellenen Not Defteri de ısrarla sürüden uzak durulmasını önermişti. Bugün grafiklere baktığımızda pek çok hisse senedinin bütün o toz duman arasında nereden nereye geldiğini görüyoruz. Dalga analizlerimiz bize bu aşamada bile şu ana kadar gördüklerimizin ileride göreceklerimiz yanında hiç bir şey olduğunu gösteriyor. 2001′in kapkara günlerinden beri ısrarla karşıt olmuş ve uzun vadeli perspektifimizi hiç değiştirmemiştik. Bugün de karşıt bakışımızı koruyoruz, ama bu kez uzun vadeli bir uyarıyı bugünden yapmakta yarar var: … Bugüne kadar hep uzun vadede trendin olumlu sonuçlarından söz etmiştik. Trendin nerelere kadar ulaşabileceği yavaş yavaş sayıları az da olsa geleneksel analistlerin ufkuna girmeye başladığına göre, uzun vadede bu spekülatif trendin sonuçlarını da tartışmaya başlayabiliriz.”
Bu yazı 14 Aralık 2003 günü yayınlanmıştı. Arşivimiz, bu spekülatif trendin sonuçlarını tartıştığımız yazılarla dolu. Yukarıda alıntı yapılan yazıda analiz edilen hisse senetleri mislilerce katlandıktan sonra, bugün “olumsuz yorumlar yapmakla”, sürekli bir “korku havası” vermekle eleştiriliyorum.
Küçük çocuklar, hoşlarına gitmeyen şeyleri işitmemek için kulaklarını kapatırlar. Final dalgaları olan Beşlerin karakteri de budur. Bu dalgalarda kitleler kulaklarını kapatır, böylece tehlikenin onlardan uzak duracağını zannederler. Hala zilyon kere katlanmış hisse senetlerinin üzerinde oturarak zengin olma hayalleri kurarlar. Biz bir süredir uzun vadeli dalgaların sonuçlarını tartışıyoruz. İyimserlik ve kötümserlik mi? Bunlar sadece duygu ifadeleri. Doğrudur, dalgalar kitlelerin duyguları üzerinde yükseliyor; ama kalıplarını tamamladıkları zaman, sizin iyimserliğinizden ya da kötümserliğinizden bağımsız olarak, gitmeleri gereken yöne gidiyorlar.
Neler tartıştığımızla ilgili yazdıklarımız, çizdiklerimiz sitemizin arşivinde duruyor. Okumak isteyenleri bekleriz efendim.






