Kanadalı tarihçi William Mc Neil, Dünya Tarihi isimli kitabında 1500-1650 döneminde yaşanan fiyat devrimini şu sözlerle ifade ediyor:
“Avrupa’da fiyatların 1500-1650 yılları arasında hızla değiştiği bir çağda, geleneksel toplumsal-ekonomik ilişkilerin yol açtığı görenekleşmiş yaşamın sağladığı tüm belirlilik yok oldu. Hükümetler, her yerde, geleneksel gelir kaynaklarının yetmemeye başladığını gördüler ve gelirlerini artıracak yeni yollar, yeni yöntemler aramak zorunda kaldılar. En küçük bir zanaatçı, ya da bir kaç yumurtasını pazarda satan yoksul köylü bile, fiyat devriminin etkisinden kurtulamadı. Kuşkusuz hiç kimse gümüş kaynaklarındaki artışla fiyatlardaki artış arasındaki ilişkiyi kavrayamamıştı. Fakat fiyat devrimi, bazılarının refahını artırırken, bir çok kişiyi bu olanaktan yoksun bırakarak, tüm toplumu etkilediği zaman ve -zengin olsun yoksul olsun – herkes geleceğinin ne olacağını bilememenin sıkıntısını çekmeye başladığında, çoğu insan, açgözlülüğün ve kötülüğün dünyada kol gezmeye başladığı sonucuna vardı. Bu inanç, Avrupa tarihinin bu dönemini daha önceki ve daha sonraki dönemlerden ayıran olağanüstü sert dinsel ve siyasal çatışmalara yol açtı.”
Elliott Dalga Prensipleri’nde birkaç yüzyıl süren dalgalara Grand super cycle dalgalar diyoruz. Bu dalgalar da, aynı daha küçük ölçekli dalgalar gibi, doğa yasalarına tabi olarak, belirli kalıplarda ve belirli süreler boyunca yükselir ve çöker. Avrupa’yı 16. ve 17. yüzyılda kasıp kavuran fiyat devrimi, günümüze kadar devam eden bir büyük dalganın ilk supercycle dereceli alt-dalgasıydı. Bu dalga, gezegenimizin her köşesinde, yüzlerce yıl boyunca fazla değişikliğe uğramadan sürüp giden yaşam tarzını, dünya algısını, ticari, sosyal ve siyasal ilişkileri kökünden değiştirecek ve bizi bugünün dünyasına getirecek bir büyük dalga idi.
Bu dalganın tarihi ölçekte bir zirveye yaklaştığını ilk gözlemleyen, dalga kalıplarını farklı ölçeklerde analiz ederek, değişimin dinamiğini ilk kez formüle eden Ralph Nelson Elliott oldu. 1940′lı yılların başında yazdığı makalelerden birinde, 1929 borsa çöküşü ile başlayan Büyük Buhran’ın 1700′lerin sonunda başlayan bir büyük dalganın içindeki ikinci düzeltme olduğunu, bu düzeltmenin ardından 2012 yılına kadar devam edecek, yeni bir yükseliş dalgasının başlayacağını ilk kez o söyledi.
Elliott’ın 1940′lı yıllardaki tahmini, geçen on yıllar boyunca doğrulanmakla kalmadı, kalıp, tam da Elliott’ın öngördüğü üzere beş dalgada ilerledi. Elliott’ın yanıldığı tek nokta, yükselecek dalganın 1929 spekülatif patlamasındaki kadar coşkun olmayacağı tahminiydi. Tam tersine, 1930′lardan günümüze kadar uzanan dalga, insanlık tarihinin en coşkun ve en spekülatif dalgası oldu. Dahası, bu dalga, ABD ile sınırlı da kalmadı ve gezegenin tüm coğrafyalarını etkisi altına aldı.
1990′lı yılların başından itibaren Elliott dalga prensibini izleyenler, zirveye yaklaşıldığını ve tarihsel ölçekte bir dönüşün başlamak üzere olduğunu söylediler. Dalga, 1990′ların zirvelerini de aşarak günümüze kadar devam etti.
Dalganın son 15-20 yıllık seyri, yaşananın 1940′larda, ya da 1990′ların başında öngörülenden de karmaşık ve kapsamlı olduğunu gösterdi. Dalga, insanlık tarihinin geçmiş yüzyıllarda görülen tüm spekülatif coşkularını fersah fersah aşarak tüm insan etkinliklerine yayıldı, gezegenin tüm coğrafyalarını etkisi altına aldı. Bu ölçekte bir zirvenin öngörülmesi şüphesiz kolay değildi. Dahası, dalga, bir finansal coşkunun çok ötesinde sonuçlar doğuran bir boom biçiminde yaşandı.
2008 yılının Mayıs ayından bakıldığında, aynı William Mc Neill’in 16. ve 17. yüzyılın insanı için tarif ettiği bir dünya manzarası ile karşı karşıyayız. O çağın insanlarından farklı olarak elimizde insan bilimlerinin değişik alanlarına ait veriler ve teoriler var. Buna rağmen, aynı o çağın insanları gibi, “geleceğin ne olacağını bilememenin sıkıntısını çekmeye” başladık. Geçmiş yüzyılların en büyük miti olan “piyasa”, karşısına çıkan her şeyi yutan bir canavar gibi yaşamlarımızı kökünden sarsmaya başladı. Piyasanın görünmez elinin sihirli dokunuşu ile herşeyin yerli yerine oturacağı ve bir dengeye ulaşılacağı beklentisi boş bir hayal olmaya devam ediyor.
Dalga analizleri, 2007 ve 2008 yıllarının, herşeyin değişeceği bir dönem olacağını gösteriyordu. Beklendiği üzere, herşeyin kökünden sarsıldığı bir dönemin içine girdik. Kabaca kategorize etmek gerekirse, “herşeyin değişeceği” bu dönem, kendi içinde birkaç bölümden oluşan bir büyük zirve oluşumu olarak şekillendi.
İlk episodumuz, 2007 yılının bahar aylarından, temmuz sonuna kadar devam eden dönem oldu. Bu dönemde hisse senedi borsaları zirvelere yöneldi. Küresel iyimserlik zirveye tırmandı. Episodlarımızın içine Türkiye finansal piyasalarını da yerleştirmek gerekirse, bu dönemde dünya borsaları ile beraber İMKB’de de coşkun bir ralli yaşadık. Birkaç ayın içinde borsa endeksi 43,000′den 55,000′e roketledi. Kurların ve faizin hareketsiz olduğu bu dönem boyunca borsanın müthiş bir hızla değer kazandığını gördük. Aynı dönemde dünya mal piyasaları ve çapraz kurlar sakin seyrediyordu. Petrol 70-80′de, Euro Dolar karşısında 1.36 civarında dengelenmişti, sadece Yen-Dolar’da hareketlilik vardı. Bu dönemde borsa yükselişleri ve ABD hazine tahvillerinin değerlenmesi dışında heyecan verici bir gelişme yoktu.
2007 Temmuz’unda ilk sarsıntı yaşandığında borsalar hızla değer kaybederken, ilk sub-prime mortgage haberleri de ajanslara düşmeye başladı.
İkinci episodumuz, 2007 Temmuz ile 2007 Ekim arasında yaşandı. FED’in faiz indirim haberlerinin eşliğinde borsaların yeniden roketlediğini gördük. Tüm borsalar önceki zirvelerine ulaşırken, Petrol ve altın fiyatları yükselmeye, Euro, Yen ve Dolar kurları birbirleri karşısında hızla değişmeye başladı. Bu dönemde İMKB 43,000′den 58,000′e yükselirken, hazine tahvillerinin faizleri 18′lerden 15′lere düştü, Dolar ve Euro TL karşısında değer kaybetti.
Üçüncü episodumuz, ABD’den gelen finans krizi haberleri eşliğinde başladı. Tüm dünyada borsalar hızla çakıldı, petrol fiyatları, mal piyasalarındaki hızlı yükselişler eşliğinde 100-110 bandına yöneldi. Tüm dünya borsaları çakılırken Brezilya ve Rusya borsaları sakin seyirlerle düşüşlere eşlik etmedi. Türkiye’de borsa endeksi 58,000′den 38,000′e doğru, Dolar 1.16′dan 1.35′e, Euro 1.70′den 2.15′e yöneldi.
Dördüncü episodumuz, Mart ortalarında başladı ve devam ediyor. Tüm dünya borsaları düşüş dalgasına tepki verirken İMKB cılız tepkinin ardından yeniden önceki dibe döndü, Brezilya ve Rusya borsaları yeni tarihi rekorlar kırdı, Dolar ve Euro TL karşısında hızla değer kaybetti, hazine tahvillerinin faizleri yükselmeye devam ederek 20′leri aştı, petrol fiyatları 120-130 bandına oturdu ve ABD hazine tahvillerinin faizleri yeniden yükselmeye başladı.
Mayıs ayı biterken, bu episod da kapanmak üzere. Avrupa ve ABD borsalarında tepki yükselişleri, %50 ve %62 geri alışlar yaptıktan sonra satışlar gelmeye başladı. Son bir haftadır ABD borsaları bu satışlara zayıf, Avrupa borsaları biraz daha güçlü tepkiler verdiler. Brezilya ve Rusya borsalarında yeni zirvelerde teknik uyumsuzluklar ve zayıflıklar arttı, dönüş işaretleri belirginleşiyor.Altın ve petrol fiyatları geniş bantlar içinde sert zigzaglar çiziyor, Euro Dolar karşısında zayıflama başladı. Türkiye’de ise faizler 20′nin üzerinde ve her gün yeni bir en yüksek yaparken, Dolar ve Euro çok sert bir tempoda Mart ayındaki seviyelere geri çekilmiş durumda. Borsa zayıf ve sığ, Mart dibinden tepki veremiyor.
Bütün bu oynaklık içinde aşırı finansal değişkenlik, sadece bireyleri değil, hükümetleri de tahminler yapmak konusunda zorluyor. Dünyanın dört bir yanında bir balon patlarken, başka bir balon şişiyor ve her şişen balon, belirsizliği ve çaresizliği arttırıyor. Finansal oyuncuların bir piyasadan diğerine manik ve depresif hücumları, en yakın vadede bile perspektif oluşturmayı güçleştiriyor.
Gelecek belirsiz olduğunda, büyük çoğunluk hareketsiz kalmayı tercih eder. Büyük çoğunluğun hareketsiz kalması ise, spekülatörleri bir piyasadan diğerine aşırı hareketlerle pozisyon değiştirmeye zorlar. Şimdi bütün dünya, bu oyuncuların manik ve depresif hareketlerle tüm finansal ölçekleri altüst etmesini izliyor. Finansal ölçekler alt üst oldukça öngörülebilirlik azalıyor. Belirsizlik, ulusal ekonomileri içinden çıkılmaz durgunluklara sürüklüyor. Durgunluk kemikleştikçe, geniş kitleler “açgözlülüğün ve kötülüğün dünyada kol gezmeye başladığı sonucuna” varıyor.
Kısacası, 1500-1650 yılları arasındaki sosyal arkaplan yeniden oluşuyor. 16. ve 17. yüzyılın fiyat devrimi, yeni keşfedilen kıtaların altın ve gümüş madenlerinin Avrupa limanlarına indirilmesi ile tetiklenmişti. 20. ve 21. yüzyılın fiyat devrimi ise, ölçüsüzce basılan kağıtların dünyanın tüm “limanlarına” indirilmesi ile tetiklendi. Bu kağıtları en çok biriktirenler, şimdi ellerindeki kağıtları saniyelerle ölçülen zaman dilimleri içinde gezegenin bir merkezinden diğerine aktararak, ulusal ekonomileri birbirine katıyorlar. Olağanüstü hızla şişen ve patlayan balonlar, üretici sektörleri belirsizlik ve öngörülemezlik cenderesinde tuttukça, üretici sektörler birer birer iflasın eşiğine geliyor. Spekülasyonun en temel ihtiyaç maddelerine sıçramış olması, alım gücü sınırlı kitleleri açlık ve yoksullukla karşı karşıya bırakıyor. Kısacası, spekülatif sermaye, dünyanın tüm uluslarını içinden çıkılması son derece güç bir çembere sokuyor, teslim alıyor.
1940′lı yılların başlarında 2012′ye kadar sürecek bir Cycle yükseliş öngören Elliott finalin bu şekilde olacağını muhtemelen tahmin etmemişti. Zirve tamamlandıktan sonra gelecek olan çöküşün uzun ve sıkıntılı olacağını tahmin edebiliyoruz. Ancak aynı 1940′larda Elliott’ın finali öngörmesine rağmen, finalde yaşanacak aşırılığı tahmin edememesi gibi, çöküşün derinliğini ve ölçeğini de muhtemelen kimse tahmin edemiyor.