Kategori : Genel

Tuncer Şengöz - 20 Ağu 2010 - 12:30

Önceki yazıda kullandığım şu ifadenin ne olduğu soruldu:

Türkiye’de yükselen dalgaların en güçlü itici gücü olan Emerging Market efsanesinin beş dalgalık bir kalıpta yaklaşık 13 sene boyunca yükseldiğini ve tamamlanmak üzere olduğunu düşünüyorum.

Yaklaşık 1 sene önce, 27 Eylül 2010 tarihinde, Domuzlar Uçar mı başlıklı bir yazı yayınlamıştım. O yazıda “Gelişmekte Olan Pazarlar” dalgasının yükselişi aşama aşama anlatılıyordu. O tarihte yayınlanan grafiğin son hali şu:

Haftalık grafikteki görüntü de şu:

Grafikleri tekrar yorumlamaya gerek yok. RSI ve ROC uyumsuzlukları, dalgaların primary ve intermediate derecelerdeki kusursuzluğu, nerede olduğumuzu ve bir sonraki adımı yeterince anlatıyor.

Bu grafikleri, önceki yazıları tamamlayıcı olması bakımından koydum. Belki sadece son bir senedir, Dünya Endeksi ile gelişmekte olan pazarlar endeksi arasındaki sıfır ROC değişimi, ilave bir açıklama gerektiriyor:

Dikkat edilirse, 2008 yaz sonuna kadar 21 haftalık ROC değişimi, aynı son bir senedir olduğu gibi sıfır civarında seyrediyordu. Bu, iki endeksin, yani gelişmiş ve gelişmekte olan piyasaların, aynı hızla aynı yöne gittiğini gösteriyor. Sonra 2008 sonu ile 2009 başında birden ROC hızlanıyor.

O dönemde neler olup bittiğini, neden böyle olduğunu, sonra bu hızlı hareketin neden durulma dönemine girdiğini yorumlamak, bu yazının konusu değil. İki sene önce neler olup bittiğini araştırma ve yorumlama işini okuyucuya bırakıyorum; Yardımcı olacağını düşünerek şu grafiği ekleyerek:

Grafiğin üzerindeki İngilizce metinde yazan şu: “S&P 500′deki hisse senetleri, endeksle aynı yönde hareket eden hisse senetlerinin yüzdesini hesaplayan korelasyon ölçümüne göre, 1987 çöküşünden beri, en yüksek derecede endeksi takip ediyor.” Bu grafiğin anlamı açık: Piyasa uçlarına yaklaşıldıkça, sürünün ortak davranma eğilimi artıyor ve bu eğilim de, genellikle boğa piyasasının uçlarında kendisini gösteriyor.

Sanırım, sürüye uyma eğilimi, sadece bir endeksi oluşturan hisse senetlerinde değil, genel anlamda da kendisini gösteriyor. Dünya Endeksi ve EMEA endeksi arasındaki aşırı benzerlik ve bu iki endeksin birbirine göre hızının sıfıra düşmüş olması da bu düşünceyi destekliyor.

Grafiklerimiz böyle … Karşımıza koyduğumuz onlarca grafiği analiz etmek, yorumlamak ve tahminlerde bulunmak da bizlere düşüyor.

Bu yazının sonuna, benim yazılarımın nasıl okunması gerektiği ile ilgili de bir kaç satır düşmek gerekiyor sanırım:

Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler

Bu ünlü söz, Hayali’nin bir dizesi; Günümüz Türkçesi ile “O balıklar ki deniz içindedirler, denizi bilmezler” anlamına geliyor. Benim çok sevdiğim, güzel bir söz bu. Biz de büyük, çok büyük okyanus içinde yüzen balıklar gibiyiz. Okyanusu anlamaya çalışıyoruz. Bir sürü grafiğe bakıp, finansal trendlerin kısa, orta, uzun vadeli yönünü kestirmeye, bu kestirimlerden bazı sonuçlar çıkartmaya çalışıyoruz.

İçinde yüzdüğümüz denizi anlamak kolay değil. Hele ki bu denizdeki balıkların her birinin ne yöne gittiğini anlamak hiç kolay değil. Akıntının ana yönünü kestirmeye çalışıyoruz. Bazı grafiklerimiz 250-300 yıl geriye gidiyor. 250-300 yıl çok uzun bir zaman. En az 10 neslin yaşam süresini kapsıyor. Ama büyük dereceli dalgalar da böyle, en az bir kaç yüzyılda oluşuyor. 50-100 yıllık grafiklere bakıyoruz. 15-20 yıllık, bir kaç senelik ve nihayet bir kaç aylık …

Sonra, bu denizin içindeki akıntıların yönü ile ilgili bir fikir sahibi oluyor, fikrimizi ifade ediyoruz. Benim yazılarımda kullandığım dil, kendi iletişim algıma dayanıyor. Yazılarıma bazan kendi mizah anlayışımı katıyorum, bazan alıntılar .. bir miktar spekülatif düşünce .. dünya algım .. kendi değerlerim. Bunlar elbette okuyucununkilerle örtüşmek zorunda değil; Okuyucunun kaygılarını, beklentilerini karşılamak zorunda hiç değil. Ve sanırım, günümüzde kullanılan, yaygın iletişim dilinden biraz daha farklı bir dil kullanıyorum.

Okuyucu, özellikle de blog okuyucusu, benim yazılarımda kendi dünya algısına dayalı mesajlar aramamalı. Çünkü ben “turnayı gözünden vurmak”, “hedefi onikiden vurmak”, “tam isabet” gibi klişelerle ifade edilen kaygılar taşımıyorum. İçinde yaşadığım dünyanın böylesine kusursuz tahminler yapılabilecek, deterministik bir dünya olduğuna da inanmıyorum. Geçmiş güncellemelerde uzun uzun kaleme aldığım, “kuantum evreni”, “olasılık teorileri”, “sayısal dizgeler” konulu yazılar, dünyayı nasıl gördüğümü anlatma kaygılarıyla yazılmıştır.

Yazdığım tüm yazılar hangi denizlerde yüzdüğümüzün arayışından ibarettir. Sağda solda rastladıklarınızdan çok daha farklı teknikler kullanan ve düşünce ufkunu olabildiğince finans dışı düşünsel kaynaklarla besleyen bir analistim ve okumanıza sunduğum bu yazılardan, hangi sonuçların çıkartılması gerektiğini tavsiye ya da dikte etmek gibi bir kaygım yok.

Bu yazılar benim görüşlerimi yansıtır ve yıllardır gerek teorik, gerekse pratik boyutlarıyla üzerinde çalıştığım ve herhangi bir çekinmeye gerek duymaksızın üzerinde uzmanlık iddia edebileceğim Elliott Dalga Prensibi ve Sosyonomi yaklaşımlarına dayanır. Bu analiz ve tahminleri yorumlamak, değerlendirmek ve uygulamalarında kullanıp kullanmamak okuyucunun tercihidir.

Bu yazıları okunmaya değer bulan okuyucuya tavsiyem şudur:

Algınızı zaman ve fiyattan oluşan iki boyutla sınırlamayınız; Aslolan dalganın karakteri ve niteliğidir. İçinde yaşadığımız okyanusu belirleyen de budur.

Tuncer Şengöz - 13 Ağu 2010 - 0:47

Sosyonomi.com’un analiz perspektifi, Türkiye piyasalarını içermiyor. Bu nedenle sosyonomi.com’da yayınlanan analiz ve makaleler daha çok, dünyada olan biteni Elliott Dalga Prensibi ve sosyonomi perspektifinden yorumlamaya yönelik.

Ancak en çok sorulan sorular da kaçınılmaz olarak Türkiye finans piyasalarına yönelik. Bu sorulara toplu yanıt olması bakımından, EDP perspektifinden Türkiye analizini, herkesin okumasına açık blogda yayınlamayı doğru buldum. Aşağıda okuyacağınız analitik değerlendirmeler, Türkiye piyasaları ilgili görüşlerimin güncellenmiş özetlerini içeriyor.

İMKB

Yukarıdaki grafik, İMKB’de işlemlerin başladığı 1986 yılından sonra 11 belirgin dönem yaşandığını gösteriyor. Bu dönemlerin ilk dördü, birbirine eşit zaman aralıklarında gerçekleşiyor ve bu 4 dönem boyunca İMKB iki yükseliş ve iki düşüş yaşıyor. Daha sonra 1991 yılından 1998 yılına kadar devam eden uzun bir yükseliş dönemi geliyor. 1998 sonunda kısa bir ayı piyasası yaşanıyor ve 1999 rallisi başlıyor. 2000-2003 ayı piyasası, İMKB tarihinin en uzun ayı piyasası olarak kaydediliyor. 2003-2007 yükseliş dönemini 2008 düşüşü takip ediyor ve halen devam etmekte olan yükseliş dalgası başlıyor. 

21 aylık RSI göstergesi, 1986-1998 döneminde sürekli yükselmeye meyilli. Bu dönemin içinde gösterge defalarca aşırı alım bölgesinde tepe yapıyor. 1998 yılından sonra, göstergede uyumsuzluklar başlıyor. Başka bir deyişle, yükseliş hız kesiyor. Son 10 yıldır endeksin içinde hareket ettiği kanalın yataya yakın açısı da yavaşlayan momentumu açıkça gösteriyor.

Dikkat edilirse 1998 yılından sonraki bütün endeks tepeleri, daha aşağıda RSI tepeleri oluşturuyor. Son yükseliş dalgasında da endeks bütün zamanların rekorunu kırarken RSI hala 2006 ve 2007 tepelerinin altında. Bu grafik, artık uzun vadeli dönüş zamanının geldiğini açıkça haber veriyor.

Burada ilginç bir ipucu yakalıyoruz: İtkisel yükseliş dalgaları toplam beş dalgadan oluşur. Bu beş dalgadan bir tanesi, diğerlerine göre bariz bir şekilde uzundur ve kendi içinde bölünür. Bu EDP kuralını şöyle de ifade edebiliriz: Uzatan itkisel dalgalar toplam 9 salınımda tamamlanır. Peki bizim endeksimizde neden 11 salınım var? Acaba kurallara aykırı bir durumla mı karşı karşıyayız?

Bu grafik, tercih ettiğim sayımı gösteriyor. Bence İMKB’de 1986 yılında başlayan yükseliş dalgası 2006 ya da 2007 tepesinde sona erdi. EDP terminolojisine yabancı olanlar, sona ermiş bir yükseliş dalgasının ardından yeni bir tarihi zirvenin nasıl mümkün olduğunu sorabilirler. Bu sorunun yanıtı, “düzensiz tepe” kavramında gizli. Yükseliş dalgalarını düzelten düşüş dalgaları üç ana kalıpta oluşur: Zigzag, yassı ve üçgen. Zigzag dalgalarda yeni zirve oluşmaz, yassı ve üçgen dalgalarda ise, B olarak etiketlenen dalga, 5 no’lu dalganın üzerine savrulabilir. Bu tip savrulmalar, daha uzun vadelerde olumludur. Bir geri çekilmenin ardından yeni zirvelere gidileceğini gösterir. Ancak düzensiz tepeleri, yani B dalgalarını muhakkak çok sert ve dik açılı C dalgaları takip eder. Benim beklentim de bu; B dalgası sona erdikten sonra, endeksi dramatik ölçeklerde aşağıya çekecek bir C bekliyorum.

Bir başka Elliott ilkesi, düzeltmelerin hedefinin bir önceki yükseliş dalgasının 4 olarak etiketlenen bölgesi olduğunu söylüyor. U-100′de [4] olarak etiketlediğim dalganın fiyat bölgesi, 7,000-20,000 aralığında. O halde, B sona erdikten sonra gelecek C’nin bu bölgeyi hedeflemesi gerekiyor. Dikkat edilirse, İMKB’de 1986 yılında başlayan yükseliş dalgası hala düzeltilmedi. Oysa çok açık bir EDP ilkesi var: Hiç bir dalga düzeltilmeden sonsuza kadar yükselemez. 2008 düşüşü, gerek ölçek, gerekse zaman olarak 21 yıllık bir yükselişin düzeltmesi için yeterli değildi. Benim tercih ettiğim sayıma göre, 3 senedir düzeltme dalgası içindeyiz ve bu düzeltmenin [C] ayağı eksik.

Şimdi bir başka soruyu soralım: Endeks neden düzensiz bir tepe oluşturan kalıpta ilerliyor. (Bu kalıba genişleyen yassı diyoruz). Bu sorunun yanıtı 1986-1987 yıllarında ilerleyen [1] no’lu dalgada gizli. 1986-87 dalgası, Toplam 20 ay sürmüş ve 100′den 1,332′ye gitmişti. (Daha sonra endeksten iki sıfır atıldığı için, başlangıç değerini 1, [1] no’lu dalga zirvesini ise 13.32 olarak hesaplıyoruz.) Yaklaşık 13 katlık bu yükseliş dalgasının ardından gelen 1988 düzeltmesi, çok tipik bir zigzagdı ve büyük bir geri alış yapmıştı. Ardından gelen [3] ise, 2000 Ocak ayında zirve yapana kadar devam etti. [3] no’lu dalga, [1] no’lu dalganın tepesinden itibaren logaritmik olarak 2.8 kat aşan bir uzunlukta ilerlemiş, EDP terminolojisi kullanmak gerekirse, uzatmıştı. [3] no’lu dalgalar uzattığı zaman, [5] no’lu dalgaların [1] no’lu dalga kadar ilerlemesi beklenir. [5] ve [1] no’lu dalgalar arasındaki diğer oransal ilişki, %62 ve %78′dir. [5] ve [1] logaritmik olarak karşılaştırıldığında, eşitlik hedefinin 117,000, %78 hedefinin 66,650 ve %62 hedefinin de 43,780 olduğunu görüyoruz.

Tercih ettiğimiz sayıma göre, [5] no’lu dalga, eşitlik hedefine ulaşamadan, %62 hedefi civarında sona erdi. (48,192, Şubat 2006) Sanırım, B dalgası, %78 ve %100 hedeflerine ulaşmaya çalışıyor. [B] dalgasının bu iki hedeften birinde sona ermesini bekliyorum.

Bu sayımın alternatifi şu olabilir:

Ben bu sayımın ilerlediği fikrinde değilim. Bu sayımda pek çok sorun var. Zaten yükseliş hedefleri bu iki sayım için birbirinden çok farklı değil. İki sayım arasındaki tek fark, 2008 sonunda başlayan dalganın kalıbında; Bu dalga benim tercih ettiğim sayıma göre zigzag, ikinci sayıma göre itkisel olmalı.

Daha kısa vadeden baktığımızda gördüğümüz bu. 2009 dibi, dalga analizleri bakımından sorun olmaya devam ediyor. Bu dip düşüş dalgasına ait başarısız bir dip miydi, yoksa yükseliş dalgası içindeki bir düzeltme dibi mi? Bu küçük teknik ayrıntı, bizim analizlerimiz bakımından çok önemli. Ancak teknik detaya boğulmayalım ve hiç bir uzatma hedefinde takılmaksızın yükselen 2009-2010 dalgasına bakalım: Son dönemde yorulduğu çok bariz. Ama bu yavaşlamaya rağmen hala sağlıksız bir açıda. Bu yükselişin manik depresifin mani aşamasındaki bir ruh hastasının davranışından pek bir farkı yok. Ben bu ralliyi “uzatan umut dalgası” olarak isimlendiriyorum. Umut uzadıkça, dalganın manik ve ısrarcı karakteri daha da belirginleşiyor. Bu görüntü bence çok dikey bir [C] dalgasının zeminini hızla oluşturuyor. Gelelim bu dalganın itkisel mi yoksa zigzag mı olduğuna: 50,000 sınırına kadar görüntü itkiseldi, sonra yavaş yavaş ikili, hatta üçlü zigzaga döndü. Bu kadar küçük geri alışlarla, azalan işlem hacmiyle ve can havliyle yükselmeye çalışan endeksin görüntüsü, gitgide DJI endeksinin 2003-2007 yükselişindekine benzer bir hal almaya başladı.

Bono/Tahvil Gösterge Faizi

2000 sonrası trendin “esas oğlanı” borsa değildi. 2000 zirvesinde borsaya gelen küçük tasarruf sahipleri, evlerini, arabalarını, arazilerini ve en önemlisi umutlarını kaybettikten sonra büyük yaralar alarak borsayı terketmiş, bir daha da geri dönmemişlerdi. 2000-2010 iyimserlik dalgasının asıl gösterge alanları, emlak balonu ve tahvil-bono piyasası oldu. 2000 yılında 200′lere vuran faizler, 7′lere kadar çözüldü. Muhtemelen de bono-tahvil faizlerinde son dip hala görülmedi. 2009 sonu-2010 başındaki faiz yükseliş dalgasının zigzag karakteri, bir Sonlanan Diyagonalin ilerlediğini düşündürüyor. Önümüzdeki bir sene içinde SD görüntüsünün iyice belirginleşeceğini ve RSI göstergesindeki uyumsuzluklarla [5] no’lu dalganın biteceğini tahmin ediyorum. Bu dalga 1994 yılında, faizler 400′lere tırmandığında başlamıştı. [1] ve [3] no’lu dalgalar sırasıyla 6 ve 5 sene sürmüştü. [5] no’lu dalganın 3 ya da 4 sene sürerek 2011 ya da 2012 yılında tamamlanacağını düşünüyorum.

Değerlendirmemize zemin teşkil edecek son grafiğimiz de bu: Reel Kur Endeksi. Bu grafikte çok ilginç ipuçları var. Önce dalgalarınmızı sayalım: 1989 yılında [3], 1994 yılında da [5] tamamlanmış. Bu dalganın başlangıcının 1970′lere kadar gittiğini tahmin ediyorum. 1994 yılında TL, son dibe vurmuş ve o tarihten itibaren de değerlenmeye başlamış. 1994-2007 dalgasının yapısı tipik bir zigzag. Bu dalga hala bitmemiş olabilir. Ancak bitmemişse bile, bu dalganın fazla uzayacağını sanmıyorum. [C]=[A] hedefi çok güçlü bir direnç oluşturuyor ve RKE üç senedir bu dirence takılıyor. RKE yükselirken aldığı takoz görüntüsü ve RSI’daki uyumsuzluklar çok belirgin. RSI, uyumsuzluklarla beraber sıkışıyor ve kırılma zamanı yaklaşıyor.

Ancak bu grafikte çok çarpıcı bir unsur var: Türkiye’de dövize yatırım furyası, 1994 yılında başlamıştı. Küçük tasarruf sahipleri paralarını oluk oluk dövize çevirirken, TL değerleniyor, bono ve tahvil hızla değer kazanıyordu. Ancak korku o kadar güçlüydü ki, büyük bir hızla değer kazanan TL’den kaçışla tasarruflar 2000′li yılların başında %65 oranında dövize kaymıştı. 2001 yılında TL’nin kısa vadeli hızlı değer kaybı, dövize yönelişi daha da hızlandırdı. Oysa 2001 dibi, daha da yukarıda kalmıştı. Başka bir deyişle, 2001 yılındaki TL çöküşü, hala düzeltmeydi ve trend devam ediyordu. TL 1994 dibine göre %150′nin üzerinde değer kazandıktan sonra, ellerinde tuttukları dövizin değer kazanmadığını gören küçük tasarruf sahipleri, şimdi de dövizlerinden kurtulmaya çalışıyor. Onlara hararetle TL’ye dönmelerini öneren yorumcular da cabası. Ne yapalım … Finans dünyasının gerçeği bu. Finans ve ekonomi tarihçisi Charles Kindleberger’in dediği gibi: “(amatörler) kaybettiklerinde, başka bir har vurup harman savurma için para biriktirmek üzere normal işlerine geri dönerler.

Böylece resim tamamlanıyor:

Her üç piyasa da, Elliott analizlerine göre uzun vadeli dalgalarının uçlarında. U-100, tercih ettiğim sayıma göre düzensiz tepe oluşturmak üzere [B] dalgasında, faizler 16 yıldır devam eden düşüş dalgasının [5]‘inde ve Reel Kur Endeksi de, Cycle dereceli, 16 yıllık bir dalganın [C] aşamasında. Bono/tahvil ve kurlarda itkisel dalgalar başladığında, İMKB  endeksi [3] no’lu dalgasının en kuvvetli evresine geçmek üzereydi. Borsa endeksi itkisel kalıbını tamamladığında, faizde [4] ilerliyordu ve Reel Kur Endeksi henüz kalıbını bitirmemişti. U-100, ideal hedefine ulaşamadan küresel trend döndü. İMKB de küresel düşüşe katılınca, borsa endeksi 20,000 sınırına kadar geri çekildi ve aylık RSI ilk kez aşırı satış bölgesine girdi. Bono/tahvil ve reel kur trendleri devam edince, İMKB de ideal hedefine doğru düzensiz bir tepe oluşturmaya başladı.

Bu perspektiften bakınca, her şey yerli yerine oturuyor. Analizimizi tahminlere dönüştürmek gerekirse;

1. Küresel trendler dramatik bir şekilde düşüşe dönmezse, İMKB’de altı basamaklı endeks görülebilir. Tabi öncelikle aşılması gereken bir 62,000-66,000 direnç bölgesi var. Ancak bence şimdilerde kimsenin aklının ucundan geçmeyen dört basamaklı endeks, çok uzaklarda değil. 2010′lu yılların içinde, hatta belki de 2015′e kadar dört basamaklı endeksin görülebileceğini düşünüyorum.

2. Bono-tahvil faizinde, [5] no’lu dalga bitince neler olacağını tahmin etmek için, takoz formasyonlarından sonra neyin geldiğini araştırmak yeterlidir. Şimdilik büyük takozun içinde küçük bir takozun ilerleyeceğini düşünüyorum.

3. Reel Kur Endeksi’nde Cycle dereceli dalga sona erdikten sonra TL’nin ciddi boyutlarda değer kaybedeceğini tahmin ediyorum. 1994 yılında başlayan dalganın itkisel olmadığı kesin. Bu da bir tek anlama geliyor: 1994 dibi tekrar denenecektir.

Benim tahminlerim böyle.

Tabi ki, bu analizi sosyonomik bir analizle tamamlamak gerekir. Finansal grafiklere gölgeleri düşen sosyonomik dinamiğin pek çok boyutu var. Bunların her biri, ayrı bir analizin konusu. Tahminlerimi, fazla derine inmeden sadece şu şekilde özetleyebilirim:

Daha önceki yazılarımda, 2007 yılının pek çok vadede Fibonacci zaman bölgesinin kesişim yılı olduğunu belirtmiş ve bu tarihten sonra yaşanacak değişimin dramatik ölçeklerde olacağını duyurmuştum. Bu tarihten sonra analiz ettiğimiz üç piyasadan ikisine rakamsal değişim dramatik ölçeklerde yansıdı: Faizlerde ve borsa endeksinde Primary ölçeğinde dalgalar ilerledi. Kurlarda ise ilerlemekte olan Primary dalga devam etti. Emlak ve borç dinamiğinde dramatik değişim olmadı, buna karşılık sosyal arkaplan çok hızlı bir şekilde ve dramatik ölçeklerde değişmeye başladı. Bu değişimin henüz sona ermediğini ve 2010′lar boyunca devam edeceğini tahmin ediyorum. Küresel olarak rezonansa giren dünyamızdaki değişimle atbaşı gidecek bu çalkantılı dönemin sonunda durulma, 2020′lere doğru başlayacaktır.

Tahminlerimin “kötümser” olduğunu düşünenler için hemen belirteyim, bence 2010′lardaki sancılı düzeltmenin ardından gelecek dalga çok güçlü olacak. Ancak o güçlü dalganın öncesinde, “ezber bozan” bir Cycle düzeltme şart görünüyor.

Sonraki Sayfa »